Delikli Karttan Yapay Zekâya: 45 Yılda Teknoloji, İletişim ve Dikkatin Dönüşümü

ODTÜ Makina Mühendisliği birinci sınıfta, bilgisayarla ilk kez Fortran dili sayesinde tanıştım. Program yazıyor, sonuç alabilmek için kutular dolusu delikli kart basıyorduk.

Delikli Karttan Yapay Zekâya: 45 Yılda Teknoloji, İletişim ve Dikkatin Dönüşümü
Yayınlama: 14.01.2026
A+
A-

ODTÜ Makina Mühendisliği birinci sınıfta, bilgisayarla ilk kez Fortran dili sayesinde tanıştım. Program yazıyor, sonuç alabilmek için kutular dolusu delikli kart basıyorduk. Tüm üniversite, tek bir merkezi bilgisayarı paylaşıyordu. Bilgisayar, bugünkü anlamıyla kişisel bir araç değil; erişimi sınırlı, kullanımı planlı bir kaynaktı. Dersi tamamladıktan sonra, ilerleyen yıllarda başka derslerin dönem projelerini de bana ayrılan kısa bilgisayar süreleri içinde tamamlamayı başarmıştım.

Mezuniyetin ardından yaklaşık on bir yıl fabrikada çalıştım. Proje ofisinde yalnızca dört işlem yapabilen tek bir hesap makinesi vardı. Mühendislik büyük ölçüde kâğıt, kalem, cetvel ve tecrübeye dayanıyordu. Hesaplar yavaştı ama düşünme süreci derindi.

1984 yılına gelindiğinde, Amerikan şirketleriyle ortak işler yapan özel bir müteahhitlik ofisinde mühendis olarak görev alıyordum. Büyük bir ihale sürecinde, Amerikalı ortağımızın satış ekibi uçağa yanlarında son derece yeni bir cihazla gelmişti: IBM PC. İhale tamamlandıktan sonra bilgisayarı bize bırakıp gittiler. Kısa süre sonra başka bir Amerikalı arkadaşım, bana 5.25 inçlik bir disket içinde Lotus 1-2-3 yazılımını getirdi. O an, mesleki anlamda adeta çağ atladığımı hissettim. Eskiden altı ayda tamamladığım buhar kazanı hesaplarını birkaç dakikada yapar, sonuçları alır ve teklif mektuplarını çok daha hızlı hazırlar olmuştum.

Sonrası hızla geldi. Önce ortak kullanılan modemler, ardından herkesin masasına giren masaüstü bilgisayarlar… Bugün ise evde, işte, sahada; her yerde laptop kullanımı sıradan bir durum haline geldi.

Günümüzde insanlar sokakta yürürken başlarını akıllı telefonlarına gömmüş durumda. Yüz yüze, birebir ve sesli iletişim belirgin biçimde azaldı. Kulaklarda kablosuz kulaklıklar, sokaklarda kendi kendine konuşur gibi görünen insanlar… Ya telefon görüşmesi yapılıyor ya da müzik dinleniyor. Akıllı telefonlar, yeni otomobillere Bluetooth üzerinden entegre edilmiş durumda.

Şirket toplantılarında da manzara pek farklı değil. Katılımcıların önemli bir bölümü laptop ya da telefon ekranına odaklanıyor. Sunum yapıyorsunuz ama dikkat dağınık; e-postalar yanıtlanıyor, mesajlar yazılıyor. Toplantı var ama odak yok.

Satış sunumlarına gittiğimde PowerPoint dosyalarını, demo uygulamaları ve tüm teknik dokümanları USB bellekle katılımcılara veriyorum. Hatta açıkça şunu söylüyorum:
“Demo uygulamasını kendi bilgisayarına kuramayan biri, bu yazılımı etkin şekilde kullanamaz.”

Yine de uygulama herkesin bilgisayarına bir şekilde kuruluyor. Kullanımı anlatırken, katılımcıların ekranını adeta “esir alıyorum”; çünkü dikkatin gerçekten toplanabildiği anlar ancak böyle oluşuyor.

Üniversitelerde termik santraller üzerine sunumlar yaparken de benzer bir tabloyla karşılaşıyorum. Öğrenciler sık sık telefonlarından sosyal medyaya yöneliyor. Bunun üzerine farklı bir yöntem geliştirdim:
Bilmedikleri bir konuyu soruyor ve cevabı Google üzerinden bulmalarını istiyorum.
• Türkiye’nin kömür rezervi ne kadar?
• Afşin-Elbistan A ve B santrallerinin mevcut durumu ne?
• Doğalgaz boru hatları hangi güzergâhlardan geçiyor?
• Ukrayna savaşı Türkiye’yi enerji açısından nasıl etkiliyor?

Sorular geldikçe öğrenciler telefonlarını daha hızlı ve bilinçli kullanmaya başlıyor. Cevapları kendileri buluyorlar. Sunumları ve demo uygulamalarını internet üzerinden indirip, kendi ekranlarından takip etmeye başlıyorlar. Dikkat, bu kez teknoloji sayesinde yeniden kazanılıyor.

Covid-19 süreci ise tüm bu dönüşümü olağanüstü hızlandırdı. Karantina günlerinde dışarı çıkmak, hatta açık havada yürümek bile riskli sayıldı. Maskeler, eldivenler, asansör endişeleri… Bir anda zorunlu uzaktan çalışma düzenine geçildi.

Ofis çalışanları evden çıkmadan çalışabilir hale geldi. Bebekli anneler evlerinden çağrı merkezi operatörü oldu. Bilgi teknolojileri uzmanları, satış ekipleri, bankacılar uzaktan çalışmaya başladı. Kurye ve eve servis hizmetleri büyük bir patlama yaşadı. İnternet bankacılığı hızla yaygınlaştı. Akademisyenler derslerini çevrim içi ortama taşıdı.

Elbette zaman zaman ofise uğrayıp “yüz göstermek” hâlâ önemli; aksi hâlde terfi mekanizmaları zor işliyor.

Yaz aylarında Büyükada Kadıyoran Yokuşu’ndaki küçük taş evimin balkonunda çalışıyorum. Makalelerimi burada yazıyor, e-postalarımı buradan yanıtlıyorum. Fiziksel mekânın önemi azalırken, bağlantının değeri artıyor.

Şimdi sahnede yeni ve çok güçlü bir aktör var: Yapay zekâ. Sayısız yapay zekâ uygulaması, akıl almaz bir hızla geliştiriliyor ve yaygınlaşıyor. İçinde bulunduğumuz teknolojik dönüşüm temposu gerçekten baş döndürücü.

Gelecekte nereye varacağımızı bugünden net biçimde öngörmek zor.

Bunca yılda delikli kartlardan yapay zekâ asistanlarına geldik; ancak insan dikkati, yüz yüze iletişim ve derin odaklanma yeteneği aynı hızla gelişmedi.

Belki de artık asıl soruyu sormanın zamanı geldi:
Teknoloji mi bizi yönetiyor, yoksa biz mi teknolojiyi? Kontrolü gerçekten kaybettik mi?


Haluk Direskeneli


Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Exit mobile version