Adalar’da akülü araç tartışması yeniden alevlenmiş durumda. Sosyal medyada yapılan açıklamalar, belediye meclisi çağrıları, siyasî göndermeler ve karşılıklı suçlamalar arasında asıl mesele ise bir kez daha geri planda kalıyor: Adalıların yaşadığı mağduriyet.
Çünkü mesele ne sağ meselesidir ne sol meselesi. Ne “onu kim getirdi”, ne de “bunu kim kaldırıyor” polemiğiyle çözülebilecek kadar basittir. Burada temel soru şudur: Adalar’da yıllardır bir düzen kurulduysa, bu düzenin sorumluluğu kimdedir; şimdi bu düzen değiştiriliyorsa bunun bedelini neden vatandaş ödemektedir?
Bugün Adalar’da bireysel elektrikli araçlar üzerinden yürüyen tartışmada herkes konuşuyor ama kimse şu sorulara net cevap vermiyor:
Akülü araçları Adalar’ın günlük yaşamının parçası haline getiren kimdi?
Bu araçlara izin veren, kullanımını yaygınlaştıran, plaka veren, vatandaşın cebinden para çıkmasına neden olan kimdi?
Bugün aynı araçları toplayan, vatandaşın alıştığı sistemi bir gecede değiştiren, insanları yeni masraflarla karşı karşıya bırakan kim?
Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her açıklama, ne kadar süslü olursa olsun, Adalıların gözünde eksik kalacaktır.
Adalar’da yıllar içinde oluşan ulaşım pratiği öyle kendiliğinden ortaya çıkmadı. Bu süreç bir kamu politikasıyla şekillendi. İddialar ve kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde, geçmişte Adalar’da akülü araç kullanımının önünün açıldığı, teşvik edildiği, hatta belli ölçüde resmiyet kazandırıldığı ifade ediliyor. O gün bu sistem kurulurken sessiz kalanlar, destek verenler ya da uygulayanlar; bugün ortaya çıkan mağduriyet karşısında “biz sadece düzenleme yapıyoruz” diyerek işin içinden sıyrılamaz.
Çünkü vatandaş devlete ve belediyeye güvenerek hareket eder. Belediyenin izin verdiği, göz yumduğu ya da fiilen teşvik ettiği bir uygulamaya insanlar yatırım yapar. Aracını alır, plakasını alır, parasını öder, hayatını ona göre düzenler. Sonra bir gün aynı kamu otoritesi çıkar ve “Artık bunu kullanamazsın” derse, burada sadece idarî bir karar değil, aynı zamanda bir güven sorunu ortaya çıkar.
İşte bugün Adalar’da yaşanan budur.
Vatandaşın tepkisi de tam olarak bu noktadadır. İnsanlar yalnızca araçlarının alınmasına değil, dün teşvik edilip bugün cezalandırılmalarına isyan ediyor. Esas öfke buradan doğuyor. Çünkü Adalı şunu görüyor: Dün verilen hak bugün geri alınıyor; dün normal sayılan uygulama bugün suç gibi gösteriliyor; dün göz yumulana bugün sert müdahale ediliyor.
Bu durumda kamu yöneticilerinin yapması gereken şey, siyasî hamaset değildir. Sosyal medya üzerinden tribüne oynamak, meclis toplantılarını kalabalıklaştırmak, konuyu parti sadakati üzerinden tartıştırmak da değildir. Yapılması gereken çok nettir: Çıkıp açık açık konuşmak, geçmişi ve bugünü tutarlı biçimde anlatmak, sorumluluğu üstlenmek ve mağduriyeti giderecek adımları atmaktır.
Ne yazık ki son günlerde yapılan açıklamalarda bu samimiyet görülmüyor. “Konuşacağız, anlatacağız” deniliyor ama vatandaşın beklediği şey nutuk değil, cevap. İnsanların duymak istediği şey şudur:
“Evet, bu süreçte hatalar yapılmıştır.”
“Evet, vatandaş mağdur edilmiştir.”
“Evet, bu mağduriyeti gidermek için şu adımları atacağız.”
Ama bunun yerine, konu siyasî sloganlarla ve karşı tarafı işaret eden cümlelerle gölgeleniyor. Oysa Adalar halkı artık slogan değil, çözüm bekliyor.
Bir başka önemli nokta da şudur: Adalar gibi özel statülü, tarihî ve hassas bir ilçede yönetim ciddiyet ister. Ulaşım konusu da bu ciddiyetin en önemli başlıklarından biridir. Siz yıllarca bir sistemi kurup sonra hiçbir toplumsal mutabakat üretmeden, yeterince ikna etmeden, alternatifi net biçimde ortaya koymadan bu sistemi dağıtırsanız, ortaya kargaşa çıkar. Bugün yaşanan da budur.
Üstelik sahada oluşan görüntülerin Adalıların vicdanında bıraktığı iz de önemlidir. İnsanların günlük hayatında kullandığı araçların çevrilmesi, toplatılması, bu süreçlerin adeta bir “başarı gösterisi” gibi sunulması toplumda huzur yaratmaz. Tam tersine, yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafeyi büyütür. Belediyecilik, vatandaşa karşı güç gösterisi yapmak değil; vatandaşı dinleyerek çözüm üretmektir.
Bir vatandaşın dile getirdiği tepki aslında meselenin özünü özetliyor: Adalar’ın bu kadar çok sorunu varken, bütün enerjinin sadece vatandaşın kullandığı akülü araçlara yoğunlaşması kamu vicdanında soru işareti yaratıyor. Elbette hukuk uygulanmalıdır, kurallar işletilmelidir. Ancak hukuk, yalnızca vatandaşa karşı sert; yönetime gelince esnek bir görüntü verirse, o zaman adalet duygusu zedelenir.
Sonuç olarak, bugün Adalar’da konuşulması gereken şey parti değildir, propaganda değildir, siyasi gösteri hiç değildir. Konuşulması gereken şey, Adalıların neden mağdur edildiği ve bu mağduriyetin nasıl giderileceğidir.
Kim bu araçları Adalar’a soktuysa, kim bu düzene onay verdiyse, kim plaka verdiyse, kim vatandaştan para aldıysa, kim bugün aynı vatandaşa “Artık olmaz” diyorsa; herkes kendi payına düşen sorumluluğu almak zorundadır.
Çünkü kamu yönetiminde asıl olan laf değil, sorumluluktur.
Ve Adalıların bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur:
Samimi bir hesap verme ve adil bir çözüm.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.