Bir Piyano Hikâyesi

Bir Piyano Hikâyesi
Yayınlama: 03.04.2026
A+
A-

Hiç hayatınızda ilk kez bir piyano gördüğünüz anı hatırlar mısınız? Ben hatırlıyorum. Hayatımda ilk kez piyanoyu, 12 yaşımdayken Ankara Opera Binası’nda görmüştüm. Siyah-beyaz tuşları ve büyük klavyesiyle son derece etkileyici bir enstrümandı. Onu çalan sanatçılara hayranlıkla bakmış, içten içe imrenmiştim. O yıllarda küçük kasabamızdan opera binasına ulaşabilmek için yaklaşık iki saatlik bir otobüs yolculuğu yapmamız gerekiyordu.

Zamanla Ankara’ya taşındık. Annem ve babam bizi bu kez Ankara Devlet Konser Salonu’na götürmeye başladılar. Salon oldukça küçüktü ama benim için büyülü bir dünyaydı. Piyano konserlerini dinlemek beni her seferinde heyecanlandırıyordu.

Evlendim, ilk çocuğumuz dünyaya geldi. O dönemde tek önceliğimiz onun sağlığı ve iyi bir eğitim almasıydı. İkinci çocuğumuz da erkekti. Onun doğumuyla birlikte çocuklarımıza daha iyi imkânlar sunabileceğimiz bir çevreye taşındık. Özellikle müzik gibi alanlarda önemli fırsatlar vardı. Ona çalması için küçük ve ekonomik bir org aldık. Kısa sürede oldukça yetenekli olduğu anlaşıldı.

Bir gün, altı yaşındaki oğlumuza piyano dersi verebilecek bir öğretmen ararken bir öneri aldık. Henüz anaokuluna gidiyordu; okuma yazma bile bilmiyordu. Bu bizim için bir denemeydi. Öğretmen üniversitede yüksek lisans yapıyordu ve okul öncesi yaşta bir çocukla çalışmak istiyordu. Haftada bir gün, sembolik bir ücretle ders vermeyi kabul etti. Böylece oğlum, alfabeyi öğrenmeden önce müzikle tanıştı.

Daha sonra çocuk korosuna başvurduk. Tosca operasının birinci perdesinde, üç dakikalık bir çocuk korosu bölümünde yer almaya hak kazandı. Bu kısa sahne için altı ay boyunca eğitim aldık. Her temsil günü operaya iki saat önceden gidiyor, ses açma çalışmaları yapıyor, kostümlerimizi giyiyor ve son provaları tamamlıyorduk. Birinci perdeden sonra ise salonda kalıp operanın geri kalanını izliyorduk.

Ertesi yıl, yine Giacomo Puccini’nin La Bohème operasında, bu kez ikinci perdedeki çocuk korosunda yer aldı. Ayda bir, bazen iki kez operaya gidiyorduk. Maddi bir kazanç yoktu; asıl kazanç, ücretsiz alınan bu değerli eğitimdi. Ancak 12 yaşına geldiğinde sesi değişti ve koro çalışmaları sona erdi.

Hocamız bize, müzikten kopmaması için yeniden piyanoya yönelmemizi ve mümkünse bir piyano almamızı önerdi. Daha basit bir enstrüman da düşünebilirdik; flüt ya da gitar gibi. Ancak bir gün, eski bir okul arkadaşımın açtığı piyano dükkânını ziyaret ettik. Aslında satın alma niyetimiz yoktu.

Dükkânda Çin ve Kore üretimi piyanolar, Alman lisanslı modeller ve Doğu Avrupa ile Rusya’dan gelen enstrümanlar vardı. Batı menşeli kaliteli piyanolar oldukça pahalıydı; 10.000–20.000 dolar aralığındaydı. Biz daha uygun fiyatlı bir seçenek düşünüyorduk.

Arkadaşım, oğluma piyano çalmasını rica etti. Oğlum basit bir Wolfgang Amadeus Mozart parçası çaldı. Dinledikten sonra bize dönerek, “Bu çocuk bir piyano hak ediyor,” dedi. “Ekonomik kriz var, satış yapamıyorum. Bu piyano burada boş duracağına sizin evinizde çalınsın. Bugün gönderiyorum, ödeme koşullarını sonra konuşuruz.” Şaşırdım ve “Ben şu an ödeme yapmaya hazır değilim,” dedim. Gülümseyerek, “Sorun değil, piyanolar burada bataklıktaki mandalar gibi bekliyor. Sizin evde en azından hayat bulur,” diye karşılık verdi.

Aynı gün öğleden sonra büyük bir kamyon kapımıza geldi. İki çalışan piyanoyu salonumuza taşıdı. Bu arada yeni evimize henüz taşınmıştık ve peşinatı ödemekte bile zorlanmıştık. Evimizde neredeyse hiç eşya yoktu. Piyano, salonumuzdaki ilk mobilya oldu.

Oğlum haftada bir konservatuvar hocasından ders almaya devam etti. İki ay sonra arkadaşım beni aradı: “Bu piyano piyasada 2.100 dolar. Alman lisanslı, Çin üretimi bir Otto Meister. Sana 1.700 dolara bırakıyorum; hatta 1.600 dolara kadar indirdim. Ödemeyi bir yıl içinde istediğin gibi yapabilirsin.” Bu teklif karşısında şaşırdım. Altı ay içinde borcun tamamını ödedim.

Oğlum, ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. Bugün bilgi teknolojileri uzmanı olarak Berlin’de yaşıyor. Kendi evinde de bir piyano var; sözünü ettiğim piyano ise hâlâ bizim evde, salonda duruyor.

Bugün oğlum oldukça iyi piyano çalıyor. Onunla gurur duyuyorum. Çocuklarınıza yaptığınız yatırım, hayatınızdaki en değerli yatırımdır; karşılığını mutlaka alırsınız.

Haluk Direskeneli


Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Exit mobile version