İstanbul denince akla gelen ilk sahnelerden biri olan vapur ve martı ikilisi, soğuk kış günlerinde de kentin estetiğini tamamlamaya devam ediyor. Adalar hattında seyahat eden yolcular, gri gökyüzüne ve çiseleyen yağmura inat, vapurun peşini bırakmayan martıları son zamanlarda sürüye katılan kargaları elleriyle besleyerek bu eşsiz geleneği yaşatıyor.
Vapurun güvertesinde rüzgara karşı duran bir yolcunun martılara simit atması, İstanbul’un yazılı olmayan kurallarından biridir. Bu ritüel, özellikle kış aylarında denizin ortasında insanın içini ısıtan bir bağ kuruyor.
“İstanbul, vapurun arkasında bıraktığı o beyaz köpükler ve tepemizde süzülen martıların sesidir.”
Vapur yolculuğunu bir terapiye dönüştüren unsurlar arasında şunlar yer alıyor:
Yağmurlu hava, İstanbul’un o meşhur melankolik havasını pekiştirirken, Şehir Hatları vapurları her seferinde yeni bir hikayeye kapı aralıyor. Adalar’a doğru süzülen vapurda çekilen her kare, şehrin sadece bir yerleşim yeri değil, yaşayan bir organizma olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Martıların çığlıkları, motorun uğultusuyla birleşerek İstanbul’un kendi bestesini oluşturuyor.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.