Beşiktaş, Tüpraş Stadyumu’nda Alanyaspor’u konuk ettiği karşılaşmaya üç yeni transferiyle çıktı. Bu durum, tribünlerde doğal olarak bir heyecan ve merak yarattı. Herkes sahaya çıkan yeni isimlerin nasıl bir performans göstereceğini, takıma ne ölçüde katkı sağlayabileceklerini görmek istiyordu. Kağıt üzerinde bu maç, Beşiktaş için hem moral hem de yeni bir başlangıç fırsatıydı.
Ancak daha 16. dakika dolmadan tabelada 2-0 Alanyaspor üstünlüğü yazıyordu. İşte tam da bu noktada, maçın sonucu ne olursa olsun asıl tartışılması gereken mesele ortaya çıktı. Sen kendi evinde, Tüpraş Stadyumu’nda, bu rakip karşısında hiçbir koşulda 2-0 geriye düşemezsin. Bu durum kabul edilemez. Beşiktaş gibi bir kulüp için sorun yalnızca skor değil; bu senaryonun yaşanabiliyor olmasıdır.
Maçın devamında Beşiktaş’ın oyuna tutunma çabası vardı. Takım istekliydi, hücumda daha fazla görünmeye başladı, pozisyonlar üretildi. Skoru 2-2’ye getirmek elbette kolay değildi ve bu geri dönüşte gösterilen reaksiyon görmezden gelinemez. Ancak bütün bu çabaya rağmen maçın sonunda gerçek değişmedi: Beşiktaş, kendi sahasında Alanyaspor’a puan kaybetti. “En azından yenilmedik” demek, bu kulübün alışması gereken bir refleks olmamalı.
Tribün cephesinde ise dikkat çekici bir tablo vardı. Önceki maçlarda görülen sert tepkiler bu kez yoktu. Taraftar ile yönetim arasında görece bir barış hali hissediliyordu. Bu, Beşiktaş adına kıymetli bir atmosferdir. Ancak bu barışın kalıcılığı, sahadaki sonuçlara doğrudan bağlıdır. Bu skorlar devam ederse, bu sessiz mutabakatın ne kadar süreceği ciddi bir soru işaretidir.
Beşiktaş’ın bugün yaşadığı temel problem, mücadele eksikliğinden çok standart kaybıdır. İstekli olmak, pozisyona girmek, sonradan reaksiyon göstermek; bunlar artı haneye yazılabilir. Ama Beşiktaş’ın standardı, maçlara böyle başlamamak zorundadır. Bu forma, sürekli telafi kovalanan bir oyunu değil, oyunu baştan kontrol eden bir kimliği temsil eder.
Bu takımın acilen kendine gelmesi gerekiyor. Sahaya çıktıkları formanın neyi temsil ettiğini, hangi değerleri taşıdığını yeniden hatırlamaları şart. Beşiktaş forması, “neyse ki kaybetmedik” cümlesine sığınılacak bir forma değildir. O forma, her maçta sorumluluk ister; konsantrasyon ister; ciddiyet ister. Ve en önemlisi, hak ettiği yere taşınmayı bekler.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.