Yabancı Çokluğu, Oyun Yokluğu: Lefter’ten Bugüne

Dün gece TRT 1 ekranında, Bükreş’te oynanan Fenerbahçe–FCSB maçını izlerken insanın aklında tek bir soru dolaşıyordu:

Yabancı Çokluğu, Oyun Yokluğu: Lefter’ten Bugüne
Yayınlama: 30.01.2026
A+
A-

Dün gece TRT 1 ekranında, Bükreş’te oynanan Fenerbahçe–FCSB maçını izlerken insanın aklında tek bir soru dolaşıyordu:

Bu ne biçim iştir?

Kâğıt üzerinde deplasman gibi görünen maçta, tribün dengesi ev sahibi lehineydi; ancak sahadaki futbol ne rakibe gerçek bir üstünlük sağladı ne de Fenerbahçe’ye yakışan bir oyun sundu. Atılan gol ve hemen ardından gelen beraberlik… Skor 1–1’de kaldı ama asıl eksik olan şey, oyunun ruhuydu.

Bugünün Fenerbahçe’si, yetenekli ama geçici yabancı oyuncularla dolu. Tek tek bakıldığında kariyerli, profesyonel isimler var; bire birde adam eksilten, fiziği güçlü futbolcular… Fakat futbol, yalnızca bireysel yeteneklerin toplamı değildir. Futbol, birbirini anlayan, aynı dili konuşan bir takım işidir.

Burada ister istemez geçmişe bakıyor insan.
Lefter Küçükandonyadis’i düşünün. “Ordinaryüs” lakabını yalnızca attığı gollerle değil, sahadaki duruşu, aidiyeti ve zarafetiyle kazandı. Yanında oynayan futbolcu, Lefter’in nereye koşacağını bilirdi; çünkü aralarında sözsüz bir bağ vardı. O bağ, kontratlarla değil, kulüp kültürüyle kurulurdu.

Can Bartu’yu hatırlayın. Avrupa’da forma giymiş, dünya görmüş bir futbolcuydu ama Fenerbahçe’ye döndüğünde takımın omurgası oldu. Oyun aklıydı, liderdi. Bugün sahada bu tür bir “oyun öğretmeni” eksikliği fazlasıyla hissediliyor.

Ve elbette Metin Oktay… Galatasaray’ın “Taçsız Kral”ı. Rakip takımla bile saygı ilişkisi kuran, formayı bir meslekten çok bir emanet gibi taşıyan bir futbol anlayışının simgesi. Metin Oktay’ın oynadığı dönemlerde yabancı sayısı azdı ama futbolun ağırlığı, kalitesi ve karakteri bugünkünden eksik değildi.

Bugün ise Fenerbahçe, her sezon başında neredeyse sıfırdan kurulan bir kadroyla sahaya çıkıyor. Yaşını almış, son kontratını kovalayan yabancılar… Bugün burada, yarın başka bir ligde. Dil bilmiyor, şehri tanımıyor, tribünle bağ kurmuyor. Böyle bir yapıda takım oyunu değil, geçici çözümler üretiliyor.

Daha da düşündürücü olan, altyapının sessizliği. Onca imkâna rağmen neden yeni Lefter’ler, yeni Can Bartu’lar yetişmiyor? Neden forma, genç oyuncular için bir hedef değil de uzaktan bakılan bir vitrin haline geliyor?

Bazen insan, Büyükada’daki Şükrü Gülesin Stadı’nda oynanan maçları hatırlıyor. Daha az para, daha az ihtişam… Ama daha çok samimiyet, daha çok aidiyet. Futbolu güzel kılan da biraz bu değil mi?

Fenerbahçe elbette büyük kulüp, büyük hedefleri var. Ancak gerçek büyüklük, transfer listelerinde değil; kültürde, altyapıda ve futbol aklında gizli. Aksi halde her sezon aynı soruyu sormaya devam ederiz:
Lefter’lerin, Can Bartu’ların, Metin Oktay’ların mirası bu muydu?


Haluk Direskeneli


Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Exit mobile version