Büyükada, İstanbul’un Prens Adaları olarak bilinen takımadalarının en büyüğü olarak, tarihi dokusu ve özgün mimarisiyle öne çıkar. Adanın siluetini belirleyen görkemli köşkler, geçmişin izlerini günümüze taşıyan önemli yapılar arasında yer alır. Bu köşklerden biri olan Mizzi Köşkü, yüksek kulesiyle dikkat çekerek Büyükada’nın tarihi ve mimari mirası içinde özel bir konuma sahiptir . İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco’nun İstanbul mimarisine yaptığı katkılar göz önüne alındığında, Mizzi Köşkü’nün onun tarafından yeniden inşa edilmiş olması, yapının mimari önemini daha da artırmaktadır . D’Aronco’nun bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde İstanbul’daki mimari gelişmelerle Avrupa’daki eğilimler arasındaki bağlantıyı göstermesi açısından değerlidir.
Mizzi Köşkü’nün temelleri 19. yüzyılın ortalarına doğru atılmıştır . Köşkün ilk sahibi, İngiliz vatandaşı ve Malta kökenli George Mizzi olarak bilinir . Ancak bazı kaynaklar, köşkün başlangıçta bir Rum ailesine ait olabileceği yönünde söylentiler olduğunu belirtmektedir . Bu durum, o dönemde Büyükada’daki Levanten toplumunun karmaşık sosyal ve mülkiyet dinamiklerini yansıtabilir. Farklı sahiplik iddiaları, adadaki mülkiyet geçişlerinin ve topluluklar arası ilişkilerin derinlemesine incelenmesi gerektiğini düşündürmektedir.
Tarihi boyunca çeşitli olaylara tanıklık eden köşk, 1894 İstanbul depreminde büyük hasar görmüştür . Bu yıkıcı depremin ardından, 1893 yılında İstanbul’a gelen İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco, 1893 ile 1895 yılları arasında köşkün onarımını ve yeniden inşasını üstlenmiştir . D’Aronco’nun bu projesi, 1896 yılında Torino Sanat Trienali’nde fotoğraflarıyla birlikte sergilenmiş ve İtalyan mimarlık çevrelerinde büyük beğeni toplamıştır . Bu uluslararası ilgi, Mizzi Köşkü’nün sadece yerel değil, aynı zamanda Avrupa mimarlık tarihinde de kayda değer bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Mizzi Köşkü, sonraki yıllarda Giovanni Mizzi ve ailesi gibi farklı sahiplere geçmiş ve çeşitli amaçlarla kullanılmıştır . Özellikle 1930 ile 1940 yılları arasında “San Remo” adıyla otel olarak hizmet vermesi , Büyükada’nın 20. yüzyılın başlarındaki sosyo-ekonomik yapısındaki değişimleri ve turizmin önemini yansıtmaktadır. İkinci Dünya Savaşı ve sonraki yıllarda bir süre kapalı kalan köşk , 1952’de yeniden açılarak yaz aylarında oda oda kiraya verilmeye başlanmıştır . Kırmızı rengi nedeniyle halk arasında “Al Palas” olarak da anılan köşk , 2000’li yıllarda yeni sahipleri tarafından satın alınmış ve kapsamlı bir restorasyon sürecine girmiştir .
Mizzi Köşkü’nün mimari özellikleri, farklı üslupların etkileyici bir birleşimini sunar. D’Aronco’nun yeniden inşasıyla köşk, o dönem Avrupa’sında popüler olan canlandırmacı bir üsluba sahip olmuştur . Bu üslup, Art Nouveau akımının zarif detayları ve Ortaçağ mimarisinin güçlü hatlarıyla harmanlanmıştır . Toskana estetiğiyle benzerlikler taşıyan ve genel görünümüyle Ortaçağ şatolarını andıran yapı , eklektik bir mimari anlayışın ürünüdür.
Köşkün en dikkat çekici özelliklerinden biri, sol tarafında yükselen kare kesitli kulesidir . Köşkün ikinci sahibi Giovanni Mizzi tarafından bu kulenin üzerine, her yanı camla çevrili ve kendi ekseni etrafında dönebilen bir rasathane kulesi eklenmiştir . Astronomiye meraklı olan Lewis Mizzi’nin bu rasathaneyi tasarladığı ve burada bir teleskop bulundurduğu bilinmektedir . Hatta rasathane bölümünün 1894 depreminden önce D’Aronco tarafından tasarlandığına dair bir dilekçe bulunmaktadır . Rasathane kulesinin tasarımında deniz feneri modelinin esas alındığı da belirtilmektedir . Bu özel bölüm, 1950’lerde tamamen çürüdüğü için belediye emriyle kaldırılmıştır . Ancak, birkaç yıl önce köşkün kulesinin bu yıkılan camekanlı bölümü, arşiv fotoğrafları temel alınarak başarılı bir şekilde yeniden inşa edilmiştir . Rasathane kulesinin varlığı, sahibi Lewis Mizzi’nin entelektüel ilgisini ve köşkün mimari tarihini Osmanlı İmparatorluğu’ndaki astronomi tarihiyle ilişkilendirmektedir.
Köşkün cephesinde kullanılan malzemeler ve detaylar da dikkat çekicidir. Cephe, sıkıştırılmış kırmızı tuğlalardan örülmüştür . Duvarların kırmızı renkli prese tuğlalarla örülmesi ve dış yüzeyin sıvanmaması, özenli bir işçiliği yansıtmaktadır . Bu belirgin kırmızı rengi, köşkün “Al Palas” olarak anılmasına neden olmuştur . Girişteki mermer sütunlara oturan basık kemerler ve İyon nizamındaki başlıklar , yapının estetik değerini artırmaktadır. Ayrıca, giriş revakının sütunlarına sabitlenmiş kanatlı ejderha biçimli aydınlatma elemanları , hem Büyükada’nın Aya Yorgi kültüne hem de sahibinin Malta kökenine gönderme yaparak özgün bir detay oluşturur. Kırmızı tuğla kullanımının sürekliliği ve “Al Palas” takma adı, köşk için güçlü bir görsel kimlik oluşturarak, tanınabilirliğini ve yerel önemini pekiştirmektedir.
2000’li yıllarda başlayan restorasyon çalışmaları, köşkün tarihi ve mimari değerini korumayı amaçlamaktadır . Restorasyonun halen devam ettiği bilinmektedir . Çalışmaların Gökada Yapı & Madencilik San. Tic. Ltd. Şti. tarafından yürütüldüğü belirtilmektedir . Restorasyon sürecinde, yapının özgünlüğünü korumak adına geleneksel malzeme ve yöntemlere özen gösterilmektedir . Restorasyonun 2000’li yıllarda başladığı kesin olsa da , projenin tahmini bitiş tarihi hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır . Bu durum, restorasyonun karmaşık ve uzun soluklu bir süreç olabileceğini düşündürmektedir.
Restorasyon çalışmaları kapsamında yapılan bazı yapısal ve sanatsal müdahaleler hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi, kulenin 1950’lerde yıkılan camekanlı bölümünün arşiv fotoğraflarına dayanılarak yeniden inşa edilmesidir . Ayrıca, iç mekanda yeni aydınlatma ve parke döşemesi gibi modernizasyon çalışmaları yapıldığı da belirtilmektedir . Ancak, belirtilen aydınlatma ve parke döşemesi bilgilerinin Malta’daki bir müzeye ait olması , bu detayların Mizzi Köşkü restorasyonuyla doğrudan ilişkili olup olmadığı konusunda bir belirsizlik yaratmaktadır. Bu durum, farklı kaynaklardaki bilgilerin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Kulenin gözlem katının başarılı bir şekilde yeniden yapılması, restorasyonun önemli bir başarısı olarak kabul edilebilir, çünkü bu, köşkün temel mimari özelliklerinden birini tarihi kanıtlara dayanarak geri kazandırmıştır.
Büyükada Belediyesi veya diğer resmi kaynaklardan Mizzi Köşkü restorasyonuyla ilgili doğrudan bir duyuru veya basın açıklaması bulunmamaktadır . Bu durum, projenin öncelikle özel bir girişim olduğunu veya kamuya açık bilgilerin sınırlı olduğunu işaret edebilir. Ancak, çeşitli dergi ve internet kaynaklarında köşkün tarihçesi ve restorasyonu hakkında makaleler yer almaktadır . Bir haberde, kulenin restorasyonunun iki yıl önce tamamlandığı belirtilmektedir . Bu bilgi, genel restorasyonun 2000’li yıllardan beri devam ettiği yönündeki diğer bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, projenin farklı aşamalarda ilerlediği veya “restorasyon” kavramının farklı şekillerde yorumlandığı düşünülebilir. Sağlanan metinlerde restorasyonla ilgili doğrudan bir tartışma veya eleştiriye rastlanmamıştır . Ancak bu, kamuoyunda herhangi bir tartışma veya eleştiri olmadığı anlamına gelmez; mevcut kaynakların daha çok tarihi ve olgusal bilgilere odaklandığı şeklinde yorumlanabilir.
Mizzi Köşkü’nün restorasyon sonrası kullanımına dair mevcut bilgilere bakıldığında, köşkün günümüzde mesken olarak kullanıldığı görülmektedir . Geçmişte otel olarak hizmet vermesi ve bazı kaynaklarda her bir odanın ayrı ayrı kiraya verildiği yazlık apart otel olarak kullanıldığına dair bilgiler bulunmaktadır. Bu durum, özel mülkiyetin devam ettiğini ancak bir ölçüde kamu erişimi veya konaklama imkanı sunulduğunu düşündürmektedir. Gelecekteki kullanım planlarına dair resmi bir açıklama bulunmamaktadır .
Sonuç olarak, Büyükada Mizzi Köşkü, adanın tarihi ve kültürel mirası için büyük bir öneme sahiptir. Mimari özellikleri, Raimondo D’Aronco’nun katkısı ve tarihi geçmişiyle öne çıkan bu yapı, Büyükada’nın kimliğinin önemli bir parçasıdır. Devam eden restorasyon çalışmaları, bu değerli yapının korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Köşkün Büyükada’nın özgün dokusundaki yeri ve korunmasının gerekliliği, adanın kültürel zenginliğinin devamlılığı için hayati önem taşımaktadır.
Büyükada Mizzi Köşkü’nün iki farklı dönemdeki fotoğraflarını karşılaştırarak aralarındaki farkları bulmaya çalışalım. İlk fotoğraf 1894 tarihli, siyah-beyaz bir görüntü, ikinci fotoğraf ise daha modern bir dönemde çekilmiş renkli bir fotoğraf. Şimdi farkları adım adım inceleyelim:
Bu farklar, binanın 1894’ten modern döneme kadar geçen sürede restore edildiğini, boyandığını ve çevresinin değiştiğini gösteriyor