13 Ocak 2026 tarihinde Büyükada Gülistan Caddesi’nde “tarihi ve doğal dokuyu koruma” gerekçesiyle gerçekleştirilen sahil şeridi yıkımları, ortaya çıkan 1905 tarihli bir arşiv fotoğrafıyla yeni bir tartışma başlattı
13 Ocak 2026 tarihinde Büyükada Gülistan Caddesi’nde “tarihi ve doğal dokuyu koruma” gerekçesiyle gerçekleştirilen sahil şeridi yıkımları, ortaya çıkan 1905 tarihli bir arşiv fotoğrafıyla yeni bir tartışma başlattı. 121 yıl öncesine ait belge, sahil şeridinde kapalı yapıların adanın orijinal dokusunda yer aldığını ve dönemin sosyal yaşamının bir parçası olduğunu gözler önüne serdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Adalar Belediyesi koordinasyonunda yürütülen “Büyükada Sahil Dönüşümü” projesi kapsamında, 13 Ocak 2026 tarihinde Gülistan Caddesi üzerindeki işletmelerin deniz tarafında bulunan eklentileri kaldırılmıştı. Yetkililer, bu müdahalenin kıyı şeridinin “doğal ve tarihi dokusunun korunması” amacıyla yapıldığını vurgulamıştı. Ancak tarih araştırmacılarının ve ada sakinlerinin paylaştığı 1905 tarihli bir fotoğraf, “tarihi doku” tanımının yeniden sorgulanmasına neden oldu.
Stavros D. Drimikis tarafından çekilen ve 121 yıl öncesini yansıtan karede şu detaylar dikkat çekiyor:
Bu durum, 2026 yılında yapılan müdahalenin referans aldığı “tarihi doku” kavramının hangi dönemi kapsadığı sorusunu akıllara getirdi. Adalılar, “Yetkililer ‘doğal ve tarihi doku’ derken bu fotoğraftan haberdar mıydı?” sorusunu yöneltiyor.
Vatandaş Görüşü: “Adanın hafızası sadece taş binalardan ibaret değildir, kıyı kullanımı da bu kültürün bir parçasıdır. 1905 yılında bile orada insanların sosyalleştiği kapalı alanlar varken, bugün tarihi koruma adına buraların yıkılması tezat oluşturuyor.”
Söz konusu fotoğraf, sadece mimari açıdan değil, dönemin idari ve sosyolojik yapısı açısından da önemli veriler sunuyor. Fotoğrafta cadde boyunca asılı olan çeşitli bayraklar, Tanzimat Dönemi’nin çoğulcu yapısına ve yerel yönetim anlayışına işaret ediyor.
Tarihçiler, fotoğraftaki bayrak detayını şu şekilde yorumluyor:
Sonuç olarak; 2026 yılında “tarihi koruma” refleksiyle yapılan yıkımlar ile 1905 yılındaki “yaşayan tarih” arasındaki bu görsel çelişki, koruma planlarının akademik ve arşivsel verilerle ne kadar örtüştüğü konusunda kamuoyunda yeni bir gündem oluşturdu.

Subscribe to get the latest posts sent to your email.