Cumhuriyet’in kadın devrimi

Cumhuriyet’le birlikte kadınlar sosyal ve siyasal alanda birçok hak kazanırken Cumhuriyet’in açtığı bu yolu, başarılarıyla taçlandırdılar. Yüz yıldır sanattan bilime, spordan iş hayatına, birçok alanda ülkemizin gelişimine önemli katkılar sağladılar

Cumhuriyet’in kadın devrimi
Yayınlama: 30.10.2023
A+
A-

Elif Eral – Atatürk’ün, öğrencilik yıllarından itibaren ülkesinde ve dünyada yaşanan toplumsal ve siyasal olayları yakından izleyip bir aydın gibi sorunları tespit ederek çözüm önerilerinde bulunduğunu, okul ve çocukluk arkadaşları anılarında sıklıkla anlatır. Genç yaşlardan itibaren el yazısıyla not aldığı, bazen günlük gibi yazdığı defterleri de bunu doğrular. bu defterler günlük notlarının yanı sıra dönemin askeri, siyasi, sosyal sorunları, okuduğu kitaplar gibi çeşitli konulardaki fikirleriyle doludur. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle 1918’de tedavi için gittiği Viyana’da tuttuğu günlük, bir ay süren tedavisini, yaptığı görüşmeleri, tanıştığı kişilerle birlikte düşlediği çağdaş topluma ilişkin görüşlerini de içerir. Adeta Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin kısa bir özeti niteliğindeki bu günlük sonradan Afet İnan tarafından kitaplaştırılır.

Karlsbad Hatıraları’nda Mustafa Kemal, toplumsal gelişimin ve ilerlemenin anahtarının köklü toplumsal değişim olduğunu ifade eder. Uygar bir toplum için eğitimli bireyin önemine değinerek yaşamın içinde kadın ve erkeğin eşit olması gerekliliğini vurgular. Gelenekçi bakışın ve toplumsal baskının altında sinen, görünmez olan dönemin kadınlarının durumunu uzun uzun anlatır. Eğitimde fırsat eşitliğinin zorunluluğuna, evlilikte kadın ve erkeğin eşit hak ve sorumluluklarının bulunduğuna değinir. Günlüğüne, “Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım… Açılsınlar onların dimağlarını ciddi ulûm ve fünûn ile tezyin edelim. İffeti, fenni sıhhi surette izah edelim. Şeref ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede ehemmiyet verelim…” diye yazar.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından, Atatürk, daha zor ve uzun sürecek bir savaşı; topyekün çağdaşlaşma savaşını başlatır. Toplumu çağdaş uygarlık yörüngesine oturtmada itici güç eğitim, hedef ise kadınıyla erkeğiyle her alanda eşit yurttaşlara, geleceğe umutla bakan uygar bir ülkeye ulaşmak olacaktır. Cumhuriyet’in ilanından sonra devrim kanunları ve uygulamaları adım adım hayata geçirilir.

7 Şubat 1924’te Türk Kadınlar Birliği kurulur. Kurucuları arasında, gazeteci yazar Nezihe Muhiddin, Latife Bekir (Çeyrekbaşı) ve Sabiha Zekeriya (Sertel) de bulunmaktadır. Edebiyatçı Şükufe Nihal aktif üyelerdendir. Kadının siyasal haklarını elde etmesi ve sosyal yaşama eşit olarak katılmasını sağlamayı amaçlayan birliğe Atatürk’ün eşi Latife Hanım da büyük destek verir.

Siyasi haklar

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, ardından çıkarılan Medeni Kanun’la kadınlar toplumsal yaşamdaki haklarını almaya başlar. Siyasal hakları için ise bir süre daha beklemek zorunda kalacaklardır. Çöken imparatorluğun gölgesi hâlâ kadının üzerindedir zira. Kanun-i Esasi’ye göre vekil hesaplamalarında kadınlar nüfusa dâhil değildir. Seçim bölgelerinde bir milletvekili 50 bin erkek nüfus üzerinden hesaplanıyordur. Savaş sonrası erkek nüfus azalmıştır. 3 Nisan 1923’te bir vekil için nüfus sayısı 20 bine indirilmek istenir. Meclis’in çoğunluğu maalesef kadın konusunda toplumun geneli gibi düşünmektedir. Siyasi hakların verilmesi bir yana kadınların vekil hesaplamalarında vatandaş hakkına sahip olması önerisi dahi şiddetle reddedilir.

Kadının hak ettiğini alması için en doğru zamanı bekleyen Atatürk, konuyu sürekli gündemde tutar, yakın çevresinde ve Meclis’te tartıştırır. Afet İnan’ı geçmişten günümüze Türk kadının toplumdaki yeri ve dünyada kadın hakları konusunda çalışmaya yöneltir. Bu çerçevede yaptığı çalışmaları basına da duyurmasını isteyerek konunun kamuoyunda yankılanmasını, olgunlaşmasını sağlar.

1930’lara gelindiğinde kadın birçok iş kolunda çalışır olmuş, Meclis’in yapısı da değişmiştir. Çıkarılan bir dizi yasayla kadınlar önce belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme hakkına ulaşır. 5 Aralık 1934’te de milletvekili seçme ve seçilme haklarını alırlar. Atatürk bu konuya ilişkin “Siyasi hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır” der. Kadınlar, 8 Şubat 1935’te yapılan genel seçimle de Meclis’teki yerlerini alır. Bu seçimde 18 öncü kadın, Meclis’e girmeyi başarır.

Yüzyıllarca yok sayılan, baskılanan, evlere hapsedilen kadın artık erkekle birlikte devletin idaresinde de eşit söz ve hakka sahiptir. Dünyanın birçok ülkesindeki hemcinslerine ilham veren Türk kadını, varoluşunun önündeki taşları bir bir kaldıran Ata’sını yanıltmaz. Her alanda cesurca varlık gösterir; bilim, tarih, sanat, spor, tıp vb. dallardaki başarılarıyla Cumhuriyet’in aydınlık yüzünün sembolü olur. Cumhuriyet’in 100. yılında ülkesinin sesini bugün dünyaya en güçlü şekilde duyuran yine kadınlar olmuştur; ‘Filenin Sultanları’, bu mirasın kadınların ellerinde yükselişinin en güzel ispatıdır.

‘Kemal Paşa’nın kısa saçlı kızları’

Henüz üç yaşındaki Cumhuriyet, 1926’da dünyaya kendini anlatmak için gezer bir sergi düzenler. Atatürk’ün talimatıyla Türkiye’nin ürünleri, markaları Karadeniz Vapuru’na yüklenir. 86 günde 12 ülke gezen bu gemi en çok yolcularıyla dünya gündemine oturur. Avrupa limanlarına yanaşan geminin yolcuları, görenleri şaşırtır. Eğitimli, dil bilen, modern giyimli pırıl pırıl genç kızlar, kadınlar, şık erkekler Avrupalıların kafasındaki Türklerle bağdaşmıyordur. Yabancı basın “Kemal Paşa’nın kısa saçlı kızları bilgi veriyor” başlıkları atar; birçok dilde ülkesini ve değerlerini gururla anlatan yolcuları över. Kadınların dünyada henüz yavaş yavaş haklarını almaya başladığı dönemde Karadeniz Gemisi, Atatürk Cumhuriyeti’nin küçük bir minyatürü gibidir.

Yaşasın Cumhuriyet

Kumsal Cemre Badem (10 yaşında) 

Bir önder düşünün… Bir milleti yok olmaktan kurtaran, zorlu savaşlarla bağımsızlık mücadesi vererek bir destan yazan! Ve 23 Nisan 1920’de TBMM’yi Ankara’da açarak dünyaya gururla egemenliğini duyuran. 

Tam 3 yıl sonra… 

Tarih 28 Ekim 1923, o akşam Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü çınlıyordu kulaklarda: “Efendiler, yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz.” İşte bu kararlı cümlenin üzerinden tam 100 yıl geçti. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını kutluyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i bizlere emanet bıraktı. Bizler bu emaneti sonsuza dek koruyacağız. O büyük liderin açtığı yolda, gösterdiği hedefe hiç durmadan yürüyeceğiz. Bilimde, sanatta, sporda daima ileri taşıyacağız. 

Bugün geleceğim için ve hayallerimi gerçekleştirmek için okuyabiliyorsam Cumhuriyet sayesinde. Ayrıca yaşama hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi daha birçok haklara milletçe sahipsek, bunların hepsi Cumhuriyet ile kazandığımız haklardır. Cumhuriyet’i ve tüm bu imkanları Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyum. Bu borç asla bitmeyecek. 

Merhaba ben Kumsal Cemre Badem, 10 yaşındayım, İzmir’de yaşıyorum. Öğrencisi olmaktan çok mutlu olduğum Çakabey Okulları 5. Sınıf öğrencisiyim. Yaklaşık üç yıl önce Uluslararası matematik sınavında Dünya ve Türkiye birincisi oldum. Aynı zamanda iklim aktivisti olarak çeşitli çalışmalarım bulunmakta. Bütün gençlere sesleniyorum: “Hayallerinizin peşinden koşun, istersek yapamayacağımız bir şey yok.” 

Ayrıca, iklim krizine değinmeden geçemeyeceğim. İklim krizi dünyamızın en büyük sorunlarından biri. İklim krizinin etkilerini ortadan kaldırmak için 2015 yılında Paris İklim Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın üzerinden yaklaşık sekiz yıl geçti. Bu anlaşmayla hedeflenen, iklim krizinin etkilerini kademeli olarak azaltmaktı. Ancak BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ağustos ayında “Küresel ısınma döneminin bittiğini artık küresel kaynama çağının başladığını” ifade etti. Yani iklim krizinin etkilerinin daha da arttığını söyledi. Bu duruma “dur” demek bizim elimizde. Kaybedecek zamanımız yok. Çünkü “yaşacayacak başka bir dünyamız yok!” 

Cumhuriyet’imizin 100. yılında bana düşüncelerimi yazma fırsatı veren Milliyet Ailesi’ne teşekkür ediyorum. 

Öncü kadınlar

Nezihe Muhiddin

Kadın hareketinin öncü isimlerden gazeteci yazar Nezihe Muhiddin, 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Kandilli’de bir mektepte başladığı eğitimini bir süre sonra evde özel dersler alarak sürdürdü. Arapça, Farsça, Fransızca ve Almancayı çok iyi bilen Muhiddin, bir süre öğretmenlik yapar, birçok mecrada yazılar kaleme alır. İşgal karşıtı mitingler örgütleyerek Milli Mücadele’yi destekler. Haziran 1923’te 13 kadın arkadaşıyla ilk kadın partisi olan Kadınlar Halk Fırkası’nı kurar. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alır. Kadının siyasi sosyal haklarının elde etmesi için hayatı boyunca mücadele eden Nezihe Muhiddin, yaptığı çevirilerle Türkçeye birçok eseri kazandırdığı gibi 20’den fazla romana, onlarca hikâye, piyes ve senaryoya imza atmıştır. 

Afet İnan 3 Nisan 1930’da kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesi konusunda bir konferans verdi. İnan’ın o gün giydiği kıyafet bizzat Atatürk tarafından çizilmişti.

Afet İnan 

Cumhuriyet’in ilk tarih profesörlerinden Afet İnan, 1908’de Selanik’te doğdu. Bursa Kız Öğretmen Okulu’nu 1925’te bitirdikten sonra İzmir’de öğretmenliğe başladı. Görev yaptığı okulda verilen bir çay davetinde Atatürk’le tanıştı. Kendisini eğitime ve öğrencilerine adayan genç öğretmen Atatürk’ün dikkatini çekti. Atatürk tarafından yurt dışında eğitime gönderilen isimlerden biri oldu. Cenevre Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Ardından yüksek lisans ve doktora yaptı. Yurt dışı eğitiminin ardından ülkesine dönerek kendisini Cumhuriyet’e adadı. Atatürk’ün tarih ve kadın hakları konularındaki çalışmalarına destek verdi. Yurt dışındaki konferansları ve yazdığı makalelerle uluslararası akademide ülkesini temsil etti. Amerika’yı ilk kez gösteren Piri Reis Haritası’nı dünyaya tanıttı. Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden olan İnan, devrimlerin halka anlatılmasında da önemli rol üstlendi. Türk tarihi, Cumhuriyet dönemi ve Atatürk’ten hatıraları da içeren 50’nin üzerinde kitaba ve sayısız makaleye imza attı. 

Sabiha Gökçen  

Bursa’da 1913’te doğan Sabiha Gökçen, küçük yaşta ailesini kaybetti. Atatürk 1925’te Bursa ziyaretinde karşılaştığı 12 yaşındaki küçük Sabiha’yı evlat edindi. Üsküdar Kız Koleji’ni bitirdikten sonra dil eğitimi için Fransa’ya gönderildi. 1935’te Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na girdi. Ardından Kırım’da yüksek planjörlük eğitimi aldı. Sadece Cumhuriyet’in değil, dünyanın da ilk kadın savaş pilotu olan Gökçen’in tek başına çıktığı beş günlük balkan turu uçuşu dünya basınında yankılandı. “Göklerin kızı” olarak anılan Gökçen, ABD’de “Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacı”dan biri olarak seçildi. Bu unvanı alan ilk ve tek kadındı. 

Süreyya Ağaoğlu 

Atatürk’ün yakın arkadaşı olan Ahmet Ağaoğlu’nun kızı Süreyya Ağaoğlu, İstanbul Kız Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Hukuk Fakültesi’nin ilk kadın mezunu ve Cumhuriyet’in ilk kadın avukatı unvanını aldı. 1928’de ruhsatını alarak serbest avukatlığa başlayan Ağaoğlu, Ankara’da o dönem kadınların lokantada yemek yiyememesine isyan etmiş, konuyu Atatürk’e iletmiştir. Atatürk bu duruma çok kızıp ertesi gün bizzat Süreyya Ağaoğlu’nu yemeğe çıkarmış, dönemin vekillerine de eşlerini lokantada yemek yemeye teşvik etmeleri için talimatı vermiştir. Ağaoğlu, 1989’deki ölümüne kadar bütün yaşamını kadın haklarının ve devrimlerinin korunmasına adamıştır. 

Fahrelnissa Zeid  

Cumhuriyet’in ilk kadın ressamlarından olan Zeid 1901 yılında Büyükada’da doğdu. Bugün Mimar Sinan Üniversitesi olarak bildiğimiz Sanayi-i Nefise’nin ilk kadın mezunları arasında bulunan sanatçı, resim öğrenimine Paris’teki Académie Ranson’un Stalbach Atölyesi’nde, sonrasında İstanbul’daki Namık İsmail Atölyesi’nde devam etmiştir. 1934 yılında Irak’ın Ankara temsilcisi Emir Zeid ile evlenir, prenses unvanını alır. Paris, Londra, New York, Brüksel ve daha birçok şehirde yapıtlarını sergiler. Zeid, Türkiye’de modern sanatın öncülerinden biridir. 

Afife Jale  

Cumhuriyet tarihinin ilk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale, 1902’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1918’de Darülbedayi’ye kabul edilen ilk Müslüman kadınlardan biri olan Jale, eğitimini sürdürürken yalnızca kadın seyircilere açık oyunlarda roller alabildi. Türk kadının sahne yaşamına dâhil olması için hem ailesine hem topluma karşı büyük mücadeleler veren Jale, Müslüman kadınlara ilişkin sahne yasağını çiğnediği gerekçesiyle birçok kez gözaltına alındı, tutuklandı. Cumhuriyet’in ilanından sonra kadınlara sahne yasağının kaldırılmasıyla oyunlarını özgürce oynama fırsatı buldu. 39 yaşında yaşamını yitiren Jale, tiyatro tutkusu ve mücadelesiyle hâlâ yeni nesillere ilham veriyor. 

Semiha Berksoy 

1910 yılında İstanbul’da doğan Semiha Berksoy, Darülbedayi’de eğitim aldı. Ardından İstanbul Belediye Konservatuarı’na devam etti. 1932’de Darülbedayi’de çalışmaya başlayan Berksoy, birçok oyunda rol aldı. Atatürk’ün İran Şahı’nın ziyaretinde gösterilmesi için bizzat hazırlattığı ilk Türk operası Özsoy’daki Ayşim rolüyle büyük beğeni topladı. Devlet operasında çeşitli gösterilerde rol aldı, yurt dışında çok sayıda konser verdi.  

Sabiha Bengütaş 

Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Bengütaş, 1904 yılında İstanbul’da doğdu. Sanayi-i Nefise Mektebi heykel bölümünün ilk kız öğrencisi oldu. Burslu olarak Roma Güzel Sanatlar Akademisi‘nde öğrenim gördü. 1926’da Avrupa turuna çıkan Karadeniz Gemisi’nin yolcularından biri olarak ülkesini ve ürünlerini tanıttı. Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’nı yapan İtalyan Heykeltıraş Pietro Canonica‘ya eserin yapım sürecinde asistanlık yapmak için seçildi. Atatürk, İsmet İnönü, Mevhibe İnönü, Ali Fuat Paşa, Hasan Ali Yücel gibi birçok ismin heykelini yaptı. 

Sabiha Bengütaş atölyede çalışırken İsmet İnönü tarafından ziyaret edildiğinde çekilmiş bir fotoğraf.

Mualla Eyüboğlu 

Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu, 1919’da İstanbul’da doğdu. Sanayi-i Nefise Mektebi’ni bitirdikten sonra Köy Enstitülerinde eğitim seferberlerine katıldı. İnşaat öğretmeni olarak 21 Köy Enstitüsü binasını öğrencilerle birlikte inşa etti. Enstitülerde mimarlık bilgisi, teknik resim, zirai yapıcılık, iç süslemeciliği, sanat ve uygarlık tarihi gibi dersler verdi. Rumeli Hisarı ve Topkapı Sarayı Harem Dairesi gibi birçok tarihi yapının restorasyonunda emeği geçti. 

Halet Çambel, Yazılıkaya kazılarından dönerken. (1939)

Halet Çambel 

Türkiye’nin ilk kadın arkeologlarından olan Prof. Dr. Halet Çambel, babasının görev yeri Berlin’de 1916’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nin ardından Sorbonne’da arkeoloji eğitimine başladı. Atatürk’ün isteğiyle 1936 Berlin Olimpiyatlarında Türkiye’yi eskrim dalında temsil etti. Suat Fetgeri Aşeni ile “olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın” unvanını aldı. Türk arkeolojisinin anası da sayılan Çambel, Karatepe’de Türkiye’nin ilk açık müzesini kurdu. Doğu ve Güneydoğu yüzey araştırmaları ülke kazılarına kılavuz oldu. Türk arkeolojisinde kullanılan terimlerin çoğu onun adlandırmasıdır. Çambel, 2014’teki ölümüne kadar yaptığı konuşmalarda tüm başarılarını Cumhuriyet’e ve Atatürk’e borçlu olduğunu vurgulamıştır. 

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.