Ankara Makina Fabrikası’nda Bir Ağır Sanayi Destanı, 1978

Yayınlama: 07.09.2026
Düzenleme: 09.09.2026 15:45
A+
A-

1970’li yılların sonu… Türkiye’nin sanayileşme hamlesinde stratejik bir dönüm noktası. Ankara Makina Fabrikası’nın Tezgâhlar Atölyesi’nde, o güne kadar Türkiye’de benzeri görülmemiş bir üretim heyecanı yaşanıyordu.

Çimentaş Çimento Fabrikaları Anonim Şirketi’nden gelen tek bir soru, atölyedeki genç mühendislerin ve ustaların önünde devasa bir vizyon açtı:

“120 tonluk bir çimento değirmenini sıfırdan imal edebilir misiniz?”

Fabrika yönetiminin yanıtı kısa ve netti:

“Yaparız!”

Ancak kâğıt üzerinde dev bir konserve kutusunu andıran bu silindirik yapı, sanayi tarihimize geçecek teknik meydan okumaların ve unutulmaz bir mühendislik fedakârlığının başlangıcıydı.

Mühendislik Zekâsı ve Teknoloji Transferi

İmalatın ilk ve en kritik aşamalarından biri, değirmenin önünde ve arkasında yer alacak, her biri 40 ton ağırlığındaki devasa flanşların üretilmesiydi.

Dönemin döküm kapasitesi nedeniyle 40 tonluk flanşların tek parça hâlinde dökülmesi mümkün değildi. Çözüm, parçalı dökümde bulundu. Karabük’te, her biri 20 ton ağırlığında, yarım ay şeklindeki iki parça döküldü.

Ancak şimdi sıra, bu iki dev yarım ayı 40 tonluk yekpare bir halka flanşa dönüştürmeye gelmişti.

Bu operasyon için Almanya’dan ilk kez bir cüruf altı kaynak makinesi ithal edildi. Ortada ne bir uzman vardı ne de hazır bir deneyim. Genç mühendisler günlerce katalogları inceledi, kendi imkânlarıyla denemeler yaptı ve cüruf altı kaynak teknolojisini bizzat uygulayarak 40 tonluk halka flanşları oluşturmayı başardı.

Kaynak işlemlerinin ardından en hayati aşamalardan birine geçildi: Malzemenin iç gerilmelerini gidermek ve yapısını kararlı hâle getirmek.

Dev flanş, normalizasyon ve gerilim giderme işlemleri için fırına alındı. Yaklaşık 900 °C sıcaklıktaki fırında, et kalınlığının her santimetresi için bir saat esas alınarak hassas bir ısıl işlem uygulandı.

Diğer tarafta, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’ndan gelen yüksek mukavemetli ve işlenmesi son derece zor kalın saclar, vals tezgâhlarında bükülerek silindir hâline getirildi.

Gövdenin birleşim yerleri ve flanş bağlantıları, milimetrik bir titizlikle toz altı kaynak makineleri kullanılarak birleştirildi.

Ön ve arka taraftaki 40 tonluk flanşlar ile 40 tonluk orta gövde bir araya geldiğinde, ortaya tam 120 tonluk devasa bir kütle çıktı.

İşte tam bu noktada, ağır sanayi tarihine geçecek ve hesap kitap sınırlarını zorlayacak kritik an geldi.

120 tonluk tek parça değirmenin, işlenmek üzere dev dik tornaya ve ardından radyal matkap tezgâhına taşınması gerekiyordu.

Atölyedeki iki gezer köprülü vincin toplam kaldırma kapasitesi en fazla 80 tondu.

Taşınacak kütle ise 120 tondu.

Ortada, teorik emniyet sınırlarının çok ötesinde muazzam bir risk vardı.

O kritik anlarda atölyede tüm sorumluluğu göğüsleyen genç mühendisler ve ustalar adeta yalnızdı. En küçük bir halat kopması veya mekanik arıza; vinçlerin devrilmesine, ağır yapının düşmesine ve hatta atölye holünün duvarlarının yıkılmasına yol açabilirdi.

İnanç, teknik hassasiyet ve cesaretin iç içe geçtiği o anlarda, 120 tonluk dev kütle milim milim kaldırıldı ve dev torna tezgâhına oturtuldu.

Yüzeyler işlendi, gerekli delikler boydan boya açıldı ve imalat tamamlandı.

Bir Yıllık Emeğin Zaferi

Yaklaşık bir yıl süren bu zorlu ve meşakkatli maratonun sonunda, 120 tonluk çimento değirmeni bir kez daha kaldırılarak tır dorsesinin üzerine yerleştirildi.

Fabrika holünden dışarı çıkarılan dev gövde, atölyedeki her bir çalışana derin ve gururlu bir nefes aldırdı.

Çimento fabrikasındaki yerine dev vinçlerle monte edilen bu değirmen, kurulduğu günden bu yana çalışarak Türk sanayisinin çarklarını döndürmeye devam ediyor.

Yıllar Sonra Gelen Soru:

O Cesaret Hâlâ Var mı?

Bundan yıllar önce, 1978 yılında, Pınarbaşı, İzmir’deki Çimentaş Fabrikası için kataloglardan teknoloji öğrenerek, mevcut vinç kapasitelerini ve fiziksel sınırları zorlayarak 120 tonluk yekpare bir çimento değirmeni üreten o mühendislik vizyonu, Türk ağır sanayisinin en parlak sayfalarından biridir.

2026 yılı güncel piyasa koşullarında, malzemenin teknik şartnamesine, kullanılacak iç zırh plakalarının niteliğine ve güzergâhtaki köprü ve yol izin maliyetlerine bağlı olarak, bu ölçekte tek parça bir imalatın Pınarbaşı/İzmir’deki fabrikaya teslim bedelinin 900.000–1.200.000 ABD doları arasında değişebileceği öngörülebilir.

Bugün Türkiye’de gelişmiş çelik konstrüksiyon tesisleri, modern makine parkları ve çok daha ileri üretim teknolojileri bulunuyor.

Ancak 1970’lerin sonundaki o genç mühendislerin ve ustaların gösterdiği inancı, teknik cesareti, fedakârlığı ve “Yaparız!” diyebilme iradesini aynı ölçekte yeniden yakalayabilmek, sanayi tarihimize bakarken hatırlamamız gereken en değerli miraslardan biridir.

Çünkü bazen bir ülkenin sanayi tarihinde yalnızca üretilen makineler değil, “Bunu biz yapabiliriz” diyerek yola çıkan insanların cesareti de geleceği şekillendirir.

Subscription Form
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.