“Daha Başlangıç” Denilen Çerçeveye Kefil Olmak
Çerçeve yasa oylamasında Özgür Özel ve CHP yönetiminin “evet” yönünde tutum almasına rağmen milletvekilleri üzerinde bağlayıcı bir grup kararı alınmaması, üzerinde durulması gereken önemli bir siyasi tercihtir.
Çünkü ortaya çıkan tablo şunu düşündürüyor: Parti yönetimi kamuoyu önünde “evet” derken, milletvekillerinin “hayır” diyebilmesine de alan açmıştır. CHP milletvekillerinin önemli bölümünün “hayır” yönünde oy kullanması ise bu tercihin parti içinde dahi ciddi soru işaretleri yarattığını göstermektedir.
Bu nedenle Özgür Özel’in “evet”inin yalnızca bir yasama tercihi olarak değil, siyasi bir manevra olarak da değerlendirilmesi gerekir.
Kısa vadede bunun gerekçesi anlaşılabilir: “Terörün sona ermesini istemiyor musunuz?” şeklinde kurulacak siyasi baskının hedefi olmamak.
Ancak siyasette bazı kararların gerçek bedeli ertesi gün değil, yıllar sonra ortaya çıkar.
Bugün “barış”, “normalleşme”, “silahların bırakılması” ya da “terörün sona ermesi” başlıkları altında savunulan bir sürecin yarın hangi hukuki, ekonomik ve siyasi sonuçları doğuracağı henüz toplum tarafından bütün açıklığıyla bilinmiyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Terör Biterken Terör Ekonomisi Ne Olacak?
PKK yalnızca silahlı bir terör örgütü olarak değerlendirilmemeli, yıllardır örgütün uyuşturucu kaçakçılığı ve farklı yasa dışı gelir kaynakları üzerinden finansman sağladığına ilişkin uluslararası raporlar, soruşturmalar ve iddialar bulunuyor.
Dolayısıyla silah bırakma sürecinin yalnızca dağdaki silahların tesliminden ibaret görülmesi büyük hata olur.
Sorulması gereken çok daha zor sorular vardır:
Örgütün yıllar içerisinde oluşturduğu ekonomik ağlara ne olacaktır?
Yasa dışı faaliyetlerden elde edildiği ileri sürülen servetlerin akıbeti ne olacaktır?
Bu sermayenin Türkiye’nin meşru ekonomik sistemine girmesini engelleyecek hangi hukuki güvenlik mekanizmaları kurulacaktır?
Terör örgütü mensupları veya örgüt çevresindeki ekonomik aktörler, yarın “iş insanı”, “yatırımcı” ya da “sivil aktör” kimliğiyle ekonomik sisteme dahil olabilecek midir?
Bunlar “barış istememek” değildir.
Tam tersine, gerçekten demokratik ve kalıcı bir barış isteniyorsa cevaplandırılması gereken devlet ciddiyetindeki sorulardır.
Çünkü silahların susması başka şeydir; terörün oluşturduğu siyasi ve ekonomik gücün meşrulaştırılması başka şey.
Türkiye’nin, silahlı terörün sona ermesini isterken terör ekonomisinin aklanmasına izin vermemesi gerekir.
“Bizim Milletvekillerimiz Zaten Hayır Demişti” Yetmez
Özgür Özel açısından asıl siyasi risk de burada ortaya çıkıyor.
Eğer bugün destek verilen çerçeve gelecekte Türkiye’nin üniter yapısını, anayasal düzenini veya ekonomik güvenliğini tartışmaya açacak sonuçlar üretirse, o gün;
“Biz grup kararı almamıştık.”
veya
“Milletvekillerimizin çoğu zaten hayır oyu vermişti.”
demek yeterli olmayacaktır.
Çünkü genel başkanlık makamının siyasi sorumluluğu, yalnızca milletvekillerinin kullandığı oylarla ölçülmez.
Liderin kamuoyuna açıkladığı irade de tarihe kaydedilir.
Özgür Özel “evet” diyerek kısa vadede kendisini “terörün bitmesine karşı çıkan lider” suçlamasından korumuş olabilir.
Fakat uzun vadede bu çerçevenin ortaya çıkaracağı her siyasi sonuç, bugün verilen bu desteğin de sorgulanmasına yol açacaktır.
Cumhuriyetin Tapusu Lozan’dır
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedini, Lozan’ı ve Cumhuriyetin üniter yapısını görmezden gelen hiçbir yeni siyasi sözleşmeye kefil olunmamalıdır.
Bir benzetmeyle söyleyelim:
Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu Lozan ise, başlangıç tarihi 10 Ağustos olan ve maddelerinin devamında ne çıkacağı henüz bilinmeyen yeni bir “kira kontratına” imza atarken iki kez değil, on kez düşünmek gerekir.
Üstelik bu siyasi kontratın etrafındaki aktörlere baktığımızda tablo daha da dikkat çekici hale geliyor.
AKP, MHP ve DEM’in sürece verdiği destek; farklı siyasi çevrelerin tutumu; ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın süreç hakkındaki açıklamaları ve İmralı’dan gelen mesajlar birlikte değerlendirildiğinde, karşımızdakinin basit bir terörle mücadele düzenlemesinin çok ötesinde siyasi sonuçlar üretme potansiyeli taşıdığı görülmektedir.
Nitekim DEM çevresinden ve Abdullah Öcalan’dan gelen açıklamalarda da mevcut aşamanın sürecin tamamı değil, başlangıcı olduğu yönünde mesajlar verilmektedir.
“Daha başlangıç” denilen şeyin devamında ne vardır?
İnce Bir Çerçevenin Arkasından Kalın Bir Albüm Çıkmasın
Bugün daha başlangıç aşamasında olduğu söylenen bir düzenlemenin içeriği dahi kamuoyunda yeterince tartışılmadan, son derece sınırlı bir zaman diliminde TBMM’nin önüne getiriliyorsa, devamında gelecek düzenlemeler konusunda kaygı duymak demokratik bir haktır.
Meclis, millet adına karar verir.
O halde milletten saklanan hiçbir şey Meclisten de saklanmamalıdır.
Meclisten saklanan hiçbir şey de son anda milletvekillerinin önüne bırakılmamalıdır.
Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren meseleler kapalı kapılar ardındaki görüşmelerle değil, açık müzakereyle yürütülmelidir.
Aksi halde bugün önümüze konulan ince bir “çerçevenin” arkasından, yarın toplumun kabul etmekte zorlanacağı kalın bir siyasi albüm çıkabilir.
Cumhuriyetin Tanımı Değiştirilemez
Ve meselenin sonunda dönüp geleceğimiz yer yine Cumhuriyettir.
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk milliyetçiliğinin kapsayıcı anlayışı içerisinde;
Türküyle, Kürdüyle, Arnavutuyla, Çerkeziyle;
Alevisiyle, Sünnisiyle;
Rumuyla, Ermenisiyle, Yahudisiyle;
Müslümanıyla, Hristiyanıyla;
bütün vatandaşlarının eşit olduğu çağdaş, laik, demokratik ve bölünmez bir devlettir.
Bu ülkenin bütün unsurları kardeştir.
Türkiye’nin Kürt vatandaşları ile PKK’yı aynı kavram içerisinde değerlendirmek hem tarihsel hem siyasal hem de ahlaki olarak yanlıştır.
Kürt vatandaşlarımız bu Cumhuriyetin eşit sahipleridir.
PKK ise Türkiye’nin onlarca yıldır mücadele ettiği bir terör örgütüdür.
Abdullah Öcalan da bu örgütün kurucu lideri olarak ağır terör suçlarından hüküm giymiş bir isimdir.
Bu ayrımı korumak zorundayız.
Barışı savunmak başka şeydir.
Teröre siyasi meşruiyet kazandırmak başka şeydir.
Silahların bırakılmasını istemek başka şeydir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini pazarlık konusu haline getirmek başka şeydir.
Terörün bitmesine elbette “evet”.
Ama Cumhuriyetin tapusunu tartışmaya açacak hiçbir siyasi kontrata, içeriğini görmeden kefil olunamaz.
ECZ. AVNİ KURTULDU
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.