Esir mektupları, 100 yıllık emanet

Yaklaşık on gün kadar önce Ankara Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Anadolu Sergi Salonu’nda “100 Yıllık Emanet, Kızılay Esir Mektupları” adıyla bir sergi açıldı.

Esir mektupları, 100 yıllık emanet
Yayınlama: 20.11.2023
A+
A-

Hasan Mert Kaya – KAYIP İZLER ATLASI / Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi tarafından açılan ve Mimar Yasemin D. Karaca’nın tasarımcısı, benim de küratörü olduğum sergi, Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşen askerlerin ve onların yakınlarının yerine ulaşamayıp Kızılay arşivinde saklanan mektuplarından yapılan bir seçki ile hazırlandı.

Acı satırlar

Arşivde 25 bin civarında mektup vardı. Biz ise sadece yüz adet mektup seçecektik. Açıkçası oldukça zorlandık bu seçkiyi yaparken. Her mektup dış dünya ile kurulan bir bağ, hayata bir tutunma ve sevdiklerine, özgürlüğe olan hasretin ifadesiydi. İki oğlunu Balkan Savaşları’nda şehit veren ve Filistin Cephesi’nde esir düşen son oğlunun izini süren bir annenin çabası, kendisini öldü sanıp başkasıyla evlenen eşine sağ olduğunu duyurmaya çalışan bir esirin feryadı, bir oğulun annesine, bir babanın oğluna özleminin mektupları ilk gözümüze çarpan belgeler oldu. Hem Türk esirlerin hem de bizim esir aldığımız İngiliz, Fransız, Rus esirlerin mektuplarında görülen kuşkusuz ortak bir insani acıydı ve herkes bu acıdan payına düşeni alıyordu.

Savaşın yıkımı

20. yüzyıl tarihinin en kanlı savaşlarından biri oldu Birinci Dünya Savaşı ve yaklaşık on milyon insan öldü. Tank ve kimyasal silahlar ilk defa bu savaş yıllarında kullanıldı. Savaş yılları boyunca Osmanlı ordusu farklı coğrafyalarda itilaf devletlerinden 26 bin civarında esir almış ve 65 bin civarında da esir vermişti. Zorlu ve kanlı cephelerde savaşırken esir düşen bu askerler ise önce toplama kamplarına, ardından ise kalacakları esir kamplarına gönderiliyordu. Esirlerin kamplarda dış dünya ile haberleşebilmelerinin tek yolu mektup yazmak ya da kart göndermekti. Mektup ve kartların yerine ulaştırılması ile Kızılay (Hilâl-i Ahmer) ile Kızılhaç’ın göreviydi. Usera (Esirler) Komisyonu esirlerin haberleşmelerini düzenlemek amacıyla çalışmalar yapıyordu. On binlerce esir, yüzlerce esir kampı vardı. Savaşın yıkıcılığı insanların sıkça yer değiştirmelerine yol açıyor ve bazen mektuplar yerine ulaşamıyordu. Uzun yıllar yakınlarından haber alamayan esirler ve esir aileleri çaresiz bir bekleyişin endişesinde kıvranıyordu.

Esir kamplarında hayat

Cephede esir alınan askerleri zorlu bir süreç bekliyordu. Kafileler halinde çoğu zaman yaya, bazen ise yük trenleriyle sevk edildikleri toplama merkezleri ve esir kamplarında şartlar hiç de iç açıcı değildi. Toplama merkezleri esir kamplarına göre daha kaotik ve daha kötü koşullara sahipti. Hayatta kalabilecek kadar su ve yiyecek bulabilenler şanslıydı. Tifo, dizanteri, kolera ve trahom hastalıkları etrafta kol geziyordu. Esir kamplarına ulaşana kadar kat edilen yollarda büyük miktarda ölüm yaşanıyordu. Kamplarda ise koşullar ve beslenme yine zor olmakla beraber en azından sıhhiye birimlerinin bulunması hastalıklara karşı bir nebze de olsa tedavi olma ve ilaç bulabilme imkânı sağlıyordu. Her esire bir esir kimlik kartı düzenleniyor, kurtlanmış olsa da makarna, küflü olsa da ekmek, çamurlu olsa da su bulunabiliyordu. Ayda bir kere de kavurma şeklinde et yiyebiliyordu esirler. Her esirin yakınlarına ayda iki mektup, dört kart göndermek hakkı vardı. Tabi tüm mektup ve kartlar sansürden geçip kontrol edildikten sonra gönderilebiliyordu.

Yedi yıla varan esaret

Savaşta alınan esirler sayısı yüzü geçen ve farklı coğrafyalarda bulunan kamplara gönderiliyordu. Irak’ta Basra ve Kut’ül Amare cepheleri başta olmak üzere, Suriye, Filistin ve Sina / Süveyş cephelerinde İngilizlere esir düşen Türk askerleri Hindistan, Nepal, Myanmar gibi uzak sömürgelerdeki kamplara gönderiliyordu. Öte yandan bazı kamplar ise cephelerin bulunduğu Mısır, Suriye, Irak ve Ürdün topraklarındaydı. Mısır’daki Seydibeşir Esir Kampı bölgedeki en büyük kamplardandı. Osmanlı Türk ordularının aldığı esirler ise ağırlıklı olarak Anadolu’da bulunuyordu. Örneğin İngiliz ordusu saflarında Türklere karşı savaşırken esir alınan Müslüman Hint askerleri için Bursa’da bir esir kampı kurulmuştu. Bu kamplarda yedi yıla varan esaret hayatı ister istemez esirlerin koşullara uyum sağlamalarına ve bu durum altında hayata tutunmak için birtakım uğraşlar edinmelerine neden oluyordu.

Esir gazeteleri

Nargin Adası’ndan Kuzey Afrika’ya, Vladivostok’tan Thatmyo’ya, Romanya’dan Kamçatka’ya uzanan yüzden fazla esir kampında bulunan Türk esirlerin çok sayıda gazete çıkardığı biliniyor. Yalnızca Mısır’daki kampta Ocak, Hilal, Türk Varlığı, Işık ve Nilüfer başta olmak üzere 23 gazete çıkarıldı. Kurtuluş, Püsküllü Bela, Vaveyla, Altay, Köpük, Tulû, İravadi ve Ne Münasebet gazeteleri Rusya, Sibirya ve Hindistan ve Myanmar’daki esir kamplarında çıkarılan gazetelerdi. Gazete ve dergi çıkarmalarının yanı sıra esirler kendi aralarında futbol turnuvaları, güreş müsabakaları ve münazaralar gibi farklı etkinlikler de düzenliyordu. Türk topraklarında bulunan İngiliz esirlerin de benzer faaliyetleri vardı.

Havada kalan mektuplar

Vatan emaneti, yurdu koruma vazifesi dedelerimize verilmişti, onlar canları pahasına bu emanete sahip çıktılar. Savaşın kızılca kıyamet günlerinde bazıları şehit düştü, bazıları yaralandı, bazıları da esir düştü. Geride bıraktıkları anneleri, babaları, eşleri, çocukları ve kardeşleri onların yolunu gözledi. Yakınların birbirlerinden haber alabilmelerinin yegâne yolu mektuptu. Ayda iki mektup, dört kart gönderme hakları vardı esirlerin, hepsi bu. Yüz yılı aşkın sessiz kalmış esir mektuplarını, yakınlarıyla ve tüm ülkemizle bir araya getirerek geçmişin sesini canlandırmaya çalıştık sergide. Geçmişin emanetini gelecek nesillere taşımak ve yüz yıl önce yapılan fedakârlıklara minnetimizi göstermek içindi tüm çaba. Bu kapsamda yakınları bulunan esir mektuplarının torunlarına teslim edildiği bir belgesel çalışması da TRT tarafından yürütülüyor. Yolunuz şu günlerde Ankara’ya düşürse görmenizi tavsiye ederim.

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.