Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İstanbul açıklarında Prens Adaları olarak bilinen dokuz adanın yanı sıra bin yıl önce büyük bir depremle sulara gömülen “onuncu ada” Vordonisi, kapsamlı bir su altı arkeopark projesiyle gün yüzüne çıkıyor.

Maltepe sahilinin yaklaşık 700 metre açığında ve denizin 4 ila 8 metre derinliğinde yatan batık ada, hem jeolojik sırları hem de Bizans dönemine ait manastır kalıntılarıyla bilim ve kültür dünyasında heyecan yaratıyor.
Tarihsel kayıtlara göre ada, 9. yüzyılda sürgüne gönderilen Patrik Fotius tarafından kurulan ve dönemin önemli din merkezlerinden biri sayılan Fotius Manastırı’na ev sahipliği yapıyordu. Ancak granit kayalardan oluşan komşu adaların aksine, killi ve gevşek alüvyon tabakalarından meydana gelen Vordonisi, 1010 yılındaki büyük Marmara depreminde zemin sıvılaşması yaşayarak denize gömüldü.
Yüzyıllardır denizcilerin “Bostancı Çakarı” olarak bildiği sığlıkta yapılan güncel dalış ve fotogrametri araştırmaları; Horasan harcıyla örülmüş apsis duvarlarını, sarnıç kalıntılarını ve Bizans dönemi çatı kiremitlerini net bir şekilde belgeledi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yerel yönetimler ve üniversitelerin ortaklığında yürütülen projeyle Vordonisi’nin 3 boyutlu dijital ikizi çıkarılıyor. Resifin ve manastır temellerinin milimetrik olarak taranmasıyla elde edilen veriler, karaya kurulacak sanal gerçeklik (VR) merkezlerine aktarılacak. Böylece dalış yapamayan ziyaretçiler de Maltepe sahilinden su altındaki bu bin yıllık tarihi interaktif olarak gezebilecek.
Aynı zamanda bölgenin 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı statüsünün pekiştirilerek kontrollü ve dokunmasız (“touch-free”) dalış rotalarının oluşturulması hedefleniyor.
Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın geçmiş kırılmalarını anlamak adına jeologlar için doğal bir laboratuvar işlevi gören batık ada, insan kaynaklı tehditlere karşı da sıkı önlemlerle korunacak. Bölgedeki mimari dokunun zarar görmemesi için dip trolü avcılığı ile gemi çapalamalarını önleyecek koruyucu bloklar ve şamandıra hatları devreye alınıyor.
Uzmanlar; deniz akıntıları, dönemsel kirlilik ve yoğun deniz trafiğine rağmen hayata geçirilecek arkeoparkın, İstanbul’un kültürel zenginliğine ve sismik hafızasına eşsiz bir katkı sunacağını belirtiyor.