Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Doğal ve tarihi dokusuyla koruma altında olması gereken, resmiyette “Sit Alanı” ve “Özel Çevre Koruma Bölgesi” statüsüne sahip olan Adalar ilçesinde, son dönemde artan motorlu ve devasa araç trafiği tartışmaları yeni bir boyuta taşındı. İlçeye sokulan büyük minibüslerin yarattığı tartışmalar henüz dinmemişken, ada sokaklarında görüntülenen inşaat malzemesi yüklü devasa bir tır, Adalıları bir kez daha ikiye böldü.
Ada Sokaklarında Şaşırtan Görüntü
Büyükada’nın en işlek noktalarından birinde, esnafın ve yayaların yoğun olduğu dar sokakta park halinde görüntülenen sarı çekicili dev tır, görenleri hayrete düşürdü. Yanından geçen küçük elektrikli ada araçları ve yayalarla tezat oluşturan bu devasa nakliye aracı, her ne kadar özel izinle adaya giriş yapmış olsa da ortaya çıkan görüntü “Adalar’ın ruhuna ve dokusuna yakışmıyor” eleştirilerini beraberinde getirdi.
Adalılar İkiye Bölündü: “Zorunluluk” mu, “Tahribat” mı?
Son dönemde çığırından çıkan taşıt trafiği ve büyüyen araç boyutları konusunda ada sakinleri arasında iki farklı görüş hakim:
Bir kesim ada sakini, beklenen İstanbul depremi öncesinde bina güçlendirmelerinin ve onarımlarının hayati olduğunu vurguluyor. “İnşaat ve tadilat izni almış vatandaş malzemesini nasıl getirecek?” sorusunu soran bu kesim, aynı zamanda toplu ulaşımda kullanılan minibüsler için de “Evimiz dik tepelerde, yaşlısı var, hastası var; bu araçlar olmadan yukarı nasıl çıkacağız?” diyerek uygulamayı pratik nedenlerle destekliyor.
Diğer kesim ise Adalar’ın yaya öncelikli kimliğinin tamamen yok edildiği görüşünde. Sit alanı ve Özel Çevre Koruma kararlarının yalnızca kağıt üstünde kaldığını belirten bu grup, ne devasa minibüslerin ne de tonlarca ağırlıktaki tırların ada sokaklarında yeri olmadığını savunuyor. Ağır tonajlı araçların tarihi altyapıyı, yolları ve ağaçları tahrip ettiğini belirterek bu görüntüleri kesin bir dille reddediyor.
Adalar Nasıl Olmalı? Çözüm Nerede?
Adalar’da yaşanan bu kriz, aslında “ihtiyaçların karşılanması” ile “koruma ilkeleri” arasındaki dengenin kurulamamasından kaynaklanıyor. Peki, hem adalıların mağdur olmadığı hem de Adalar’ın o eşsiz dokusunun korunduğu bir sistem nasıl olmalı?
Bina güçlendirmesi ve onarım elbette temel bir haktır ve güvenlik için zorunludur. Ancak bunun yolu, anakaradaki otoyollar için üretilmiş devasa bir tırı çıkarma gemileriyle adaya geçirip daracık sokaklara sokmak değildir. İskele bölgelerinde kurulacak lojistik aktarma noktalarıyla, gelen malzemeler adanın sokak yapısına uygun, küçük boyutlu, düşük tonajlı ve elektrikli nakliye araçlarına aktarılmalıdır. Ayrıca bu taşımalar, yaya trafiğinin olmadığı gece veya sabahın çok erken saatlerinde sınırlandırılmalıdır.
Tepelerde oturan vatandaşların, yaşlıların ve engellilerin ulaşım hakkı tartışılmazdır. Ancak bu ihtiyaç, anakaradaki şehir içi hatlarda çalışan devasa, hantal minibüslerle değil; Adalar’ın ölçeğine, estetiğine ve dar sokaklarına özel olarak tasarlanmış, sessiz, küçük kapasiteli ama sık sefer yapan mikro-elektrikli araçlarla (shuttle tarzı) çözülmelidir.
Bireysel akülü ve elektrikli araç kargaşasına son verilmeli, gerçekten ihtiyacı olan (engelli, ileri yaşlı vb.) vatandaşlar dışındaki özel araç kullanımı sıkı kurallara bağlanmalıdır. Bunun için devlet kurumları bazı önlemler alsada alınan önlemlerin yeterliliği hem kullanım açısından hemde fiyat bakımında eleştriliyor.
Adalar ne kaderine terk edilip güvensiz binalara ve ulaşım çilesine mahkum edilmeli, ne de anakaranın beton ve trafik kültürünün bir uzantısı haline getirilmelidir. Adalar’ı “Adalar” yapan şey onun yavaşlığı, sessizliği ve yaya ölçeğidir. Sit alanı kararlarının kağıt üstünden çıkıp sokağa yansıması, ancak adanın ruhuna saygı duyan akılcı ve ölçekli çözümlerle mümkündür.