Saraçhane Satrancı Kızışıyor: Adalar Formülü Masada! Ataşehir’de AK Parti, Eyüpsultan’da CHP-YENİ Parti Ortaklığı Kazandı

Yayınlama: 11.10.2026
A+
A-

İstanbul siyasetinde artık yalnızca sandıktan çıkan oylar değil, belediye meclislerindeki sandalyelerin hesabı da belirleyici. Milyonluk kentin yönetiminin geleceği, kimi zaman genel merkezlerin açıklamalarından çok, belediye meclis salonlarında atılan birkaç oyun sonucuna bağlı. Saraçhane’de olası bir yönetim değişikliğinin hesabı yapılırken ilçelerde yaşanan gelişmeler, İstanbul siyasetinin önümüzdeki dönemde ne kadar sert bir mücadeleye sahne olacağının işaretlerini veriyor.

Bir tarafta Ekrem İmamoğlu hakkındaki yargı sürecinin İBB yönetimine olası etkileri, diğer tarafta belediye meclislerindeki hassas dengeler… Siyasi partiler açısından mesele artık yalnızca seçim kazanmak değil, kritik bir oylama günü geldiğinde tek bir sandalyeyi, hatta tek bir oyu bile kaybetmemek.

İstanbul’un geleceğini belirleyecek olası bir İBB seçiminin matematiği, şimdiden ilçe meclislerinde yaşanan gelişmeler üzerinden tartışılıyor.

Saraçhane’de kritik soru: Bir koltuk, bütün hesabı değiştirir mi?

Ekrem İmamoğlu hakkında olası bir mahkûmiyet ve siyasi yasak kararı çıkması durumunda İBB yönetiminde ne yaşanacağı, İstanbul siyasetinin en kritik başlıklarından biri. Ancak burada önemli bir hukuki ayrım bulunuyor: Bir mahkûmiyet kararının varlığı tek başına belediye başkanlığının otomatik olarak boşaldığı anlamına gelmiyor. Kararın hukuki niteliği, temyiz süreçleri, kesinleşme durumu ve Danıştay incelemesi gibi aşamalar belirleyici nitelikte.

Hukuki süreçlerin doğuracağı sonuçlar da birbirinden farklı zeminlere dayanıyor. Hâlihazırda tutukluluk veya görevden uzaklaştırma tedbirleri uygulandığında meclis içinden geçici bir “başkanvekili” seçimiyle yönetim sürdürülürken; yargı kararının ve siyasi yasağın kesinleşmesi durumunda başkanlık makamı hukuken tamamen boşalmış sayılıyor. Bu ikinci senaryoda İBB Meclisi, geçici bir vekil belirlemek için değil, kalan görev süresini tamamlayacak “yeni belediye başkanını” seçmek üzere toplanmak zorunda.

İşte siyasi hesapların düğümlendiği nokta tam da burası: Böylesi kesin bir dönemece girilirse İBB Meclisi’ndeki mevcut sandalye dağılımı, grupların oy kullanma tutumu ve üyelerin hukuki statüsü son derece kritik hâle gelecek.

Siyasette bazen bir sandalye yalnızca bir sandalye değildir. O sandalye, milyonlarca insanı ilgilendiren bir yönetimin kaderini değiştirebilecek güce dönüşebilir.

Adalar formülü: Bir istifa, bir sandalye ve büyük hesap

Bu satrançta Adalar’da yaşanan gelişme, dikkatleri meclis üyeliklerinin hukuki statüsüne çevirdi.

Adalar soruşturması kapsamında tutuklanan meclis üyesi Fırat Durak’ın istifasının ardından yedek üyeden asil üyeliğe geçiş yaşandı. İlk bakışta ilçeye özgü bir gelişme gibi görünen bu süreç, belediye meclislerindeki sayı hesabının siyasi sonuçları bakımından daha geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Çünkü bir meclis üyesinin tutuklanması, tek başına o üyeliğin sona erdiği anlamına gelmiyor. Üyeliğin devam etmesiyle istifa sonucunda boşalan üyeliğin hukuki sonuçları aynı değil. Üyeliğin sona ermesi ve yedek üyenin göreve gelmesi, ilgili mevzuatın hükümlerine ve somut olayın koşullarına bağlı.

Dolayısıyla Adalar’da yaşananları sıradan bir istifa olarak görmek de başka belediyelerde aynı sonucun otomatik olarak doğacağını düşünmek de doğru değil.

Ancak siyasi açıdan ortaya çıkan soru son derece çarpıcı: İBB’de kritik bir seçim gündeme gelirse, partiler meclisteki oy güçlerini korumak için üyeliklerin hukuki durumunu ve yedek üyelik mekanizmasını nasıl değerlendirecek?

Adalar örneği, bu soruyu İstanbul siyasetinin gündemine taşıdı. Olası bir İBB seçiminde her grubun elindeki sandalye sayısı kadar, bu sandalyelerin hukuki durumu da önem kazanabilir.

Burada mesele yalnızca bir üyenin istifası değil; siyasi mücadelenin en kritik anında kimin oy kullanabileceği, kimin yerine kimin geçebileceği ve meclis aritmetiğinin nasıl şekilleneceği.

Tutuklu başkan veya meclis üyesi ceza alırsa süreç nasıl işler?

Belediyelerdeki yargı süreçleriyle ilgili kamuoyunda en çok merak edilen konuların başında, tutuklu bulunan seçilmiş bir belediye başkanının veya meclis üyesinin mahkemede ceza alması durumunda görevinin hemen bitip bitmeyeceği ve yeni bir seçim yapılıp yapılmayacağı geliyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre bu süreçte kesinleşmiş yargı kararı şartı aranıyor:

Tutuklu yargılanan bir belediye başkanı veya meclis üyesi hakkında ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı vermesiyle görev veya üyelik kendiliğinden sona ermiyor. Karar henüz kesinleşmediği için hukuki statü değişmiyor; belediye meclisinde yeni bir seçim yapılmıyor ve mevcut başkanvekilliği düzeni aynen devam ediyor.

Bir mahkûmiyet kararının koltuğu hukuken boşaltabilmesi için adli sürecin tamamen bitmesi zorunlu. İlk derece mahkemesinin kararının sırasıyla Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) ve Yargıtay aşamalarından geçerek kesinleşmesi gerekiyor. Ceza kesinleştikten sonra ise dosya Danıştay’a taşınıyor ve ancak Danıştay’ın düşürme kararı vermesiyle belediye başkanlığı veya meclis üyeliği resmen sona eriyor.

Seçilmiş belediye başkanının cezası kesinleşip Danıştay tarafından başkanlığı düşürüldüğünde makam tamamen boşalmış sayılıyor. Ancak bu aşamadan sonra belediye meclisi geçici bir “başkanvekili” değil, kalan görev süresini tamamlayacak “yeni belediye başkanını” seçmek üzere toplanıyor. Aynı şekilde tutuklu bir meclis üyesi mahkemede ceza alsa dahi, karar kesinleşip Danıştay üyeliğini düşürene kadar koltuğu dolu sayılıyor ve yerine yedek üye çağrılamıyor.

Kanuna göre meclis üyeliği yalnızca ölüm ve istifa halinde hiçbir mahkeme sürecine veya Danıştay kararına gerek kalmaksızın anında sona eriyor. Tutuklu bir üye mahkeme sonucunu beklerse yıllarca sürebilecek temyiz aşamaları boyunca yerine yedek üye gelemezken, istifa dilekçesi verdiği anda koltuğu boşalıyor ve sıradaki yedek üye doğrudan meclise girerek oy kullanma hakkı kazanıyor.

Ataşehir’de hesap değişti: CHP’nin katılmadığı seçimde AK Parti kazandı

İstanbul’daki siyasi mücadelenin ilçelerdeki en somut yansımalarından biri Ataşehir’de görüldü.

Görevden uzaklaştırma süreci, meclis üyelerinin istifaları ve değişen sandalye dengeleriyle birlikte Ataşehir’deki başkanvekilliği seçimi, belediye meclisindeki aritmetiğin yönetim üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koydu.

10 Ekim 2026’da yapılan seçimde AK Parti-MHP ortak adayı Serdar Orhan, dördüncü turda 18 oy alarak Ataşehir Belediye Başkanvekili seçildi. CHP ve YENİ Parti gruplarının katılmadığı oylamada sonuç, değişen meclis dengelerinin siyasi mücadelede ne kadar belirleyici olabileceğini gösterdi.

Seçim öncesinde CHP’li bazı üyelerin istifaları da meclisteki tabloyu etkileyen gelişmeler arasında yer aldı. Ancak istifa eden üyelerle başka bir partiye katılan üyeleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Siyasi sonuca giden süreçte yaşanan her gelişmenin ayrı ayrı değerlendirilmesi şart.

Ortaya çıkan sonuç ise açık: Ataşehir’de başkanvekilliği koltuğu Cumhur İttifakı’nın adayına geçti.

Bu gelişme, yerel yönetimlerde seçim günü sandıktan çıkan sonucun tek başına yeterli olmadığını bir kez daha gösterdi. Meclis çoğunluğu, üyelerin siyasi tutumu ve oylamaya katılım biçimi, yönetimin kimde kalacağını doğrudan etkileyebiliyor.

Ataşehir’de yaşananlar, İstanbul’daki siyasi hesapların yalnızca genel seçimler veya büyük mitinglerle yapılmadığını; belediye meclislerindeki her sandalyenin ayrı bir mücadele alanı olduğunu ortaya koydu.

Eyüpsultan’da CHP-YENİ Parti ortaklığı kazandı

Ataşehir’de başkanvekilliğini kazanan Cumhur İttifakı olurken Eyüpsultan’da sonuç farklı çıktı.

Görevden uzaklaştırılan ve tutuklanan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in ardından yapılan başkanvekilliği seçiminde CHP ile YENİ Parti ortak hareket etti. İki partinin ortak adayı Cafer Parlak, dört tur süren oylamanın son turunda 19 oy alarak seçimi kazandı. Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır ise 16 oyda kaldı.

Böylece Eyüpsultan’da başkanvekilliği CHP-YENİ Parti ortak adayında kaldı.

Eyüpsultan’daki sonuç, Ataşehir’de yaşanan yönetim değişikliğinin ardından İstanbul siyasetindeki tablonun tek yönlü olmadığını gösterdi. Bir ilçede değişen sandalye dengeleri Cumhur İttifakı’na kazandırırken diğer ilçede ortak hareket eden muhalefet, meclis çoğunluğunu koruyarak başkanvekilliğini elde tutmayı başardı.

Burada belirleyici olan yalnızca parti isimleri değil; meclisteki oyların nasıl dağıldığı, grupların nasıl hareket ettiği ve seçim sürecinde ortaya çıkan siyasi tablonun nasıl sonuçlandığıydı.

İstanbul’da büyük hesap: Sandalye savaşları daha yeni başlıyor

Ataşehir’de Serdar Orhan’ın, Eyüpsultan’da Cafer Parlak’ın seçilmesi, iki ilçede ortaya çıkan farklı sonuçları gözler önüne serdi. Bir tarafta Cumhur İttifakı’nın kazandığı başkanvekilliği, diğer tarafta CHP-YENİ Parti ortaklığının koruduğu yönetim…

Adalar’da yaşanan istifa ve yedek üyelik süreci de bu tabloya eklendiğinde, İstanbul siyasetinde meclis aritmetiğinin neden bu kadar yakından takip edildiği daha iyi anlaşılıyor.

Ancak bu gelişmelerin İBB’de olası bir başkanlık seçiminin sonucunu şimdiden belirlediğini söylemek mümkün değil. İlçe belediyelerindeki seçimler ile İBB Meclisi’ndeki olası bir seçim, farklı üyelik dağılımları ve farklı hukuki koşullar üzerinden değerlendirilmek zorunda.

Yine de ortaya çıkan siyasi gerçek son derece açık: İstanbul’da belediye yönetimleri söz konusu olduğunda sandalye sayıları, üyelerin hukuki statüsü ve siyasi grupların tutumu kritik önem taşıyor.

Saraçhane’de olası bir yönetim değişikliği gündeme gelirse, mücadele yalnızca siyasi açıklamalarla yürümeyecek. Meclis salonlarında yapılacak hesaplar, kullanılacak oylar ve hukuki süreçlerin doğuracağı sonuçlar da belirleyici olacak.

Adalar’daki üyelik değişimi, Ataşehir’deki başkanvekilliği sonucu ve Eyüpsultan’daki ortak adayın kazanması aynı gerçeği hatırlatıyor: İstanbul siyasetinde bazen bütün hesapları değiştiren şey, tek bir sandalyedir.

Subscription Form
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.