Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Adalar Belediyesi’nde tutuklamalar, peş peşe gelen istifalar ve meclis boykotlarıyla kilitlenen yönetim krizi, artık yerel idarenin sınırlarını aşmış, tam teşekküllü bir siyasi tiyatroya dönüşmüştür. Kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar, emanetçi koltuk formülleri ve kamuoyunun gözü önünde sergilenen ilkesiz zikzaklar, Adalar’ın köklü tarihine ve saygınlığına gölge düşürmektedir. Bir yazar ve gazeteci olarak, yaklaşan tehlikeleri zamanında kayda geçirmek ve yetkilileri uyarmak zorundayım ki gereken önlemler ivedilikle alınabilsin. İşte tam da bu sorumluluk bilinciyle, Adalar siyasetinin tadını kelimenin tam anlamıyla “ekşiten” bu tabloyu kaleme alıyorum.
Adalar Meclisinde sahnelenen oyun, parti sözcülerinin çelişkili açıklamalarıyla tam bir akıl tutulmasına dönüştü. CHP Sözcüsü Müslim Sarı kameralar karşısına geçip Adalar Belediyesi Başkan Vekilliği seçimine “Yeni Partililerle yaptığımız iş birliği sonucunda katılmama kararı aldık” diyerek perde arkasındaki gizli ittifakı bizzat itiraf ediyor. Hemen ardından Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre çıkıp “Bizim butlancılarla falan hiçbir işimiz olmaz, hiçbir yerde iş birliğimiz yoktur” diyerek Sarı’yı açıkça yalanlıyor.
Soruyorum sizlere: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Biri açıkça “Ortak hareket edip seçimi boykot ettik” derken, diğeri “İşimiz olmaz” diye gürlüyor. Madem iş birliğiniz yok, meclis oturumuna neden birlikte katılmadınız? Madem temasınız yok; meclis üyesi Aytül Ekşiyan’ın iki taraf arasında mekik dokuduğu ve seçilirse Yeni Parti saflarına geçeceği iddiaları neden kulisleri kasıp kavuruyor? Neden Yeni Parti ve CHP ortak hareket ediyor? Birbirini yalanlayan bu açıklamalar, kapalı kapılar ardında dönen pazarlıkları gizlemeye yetmiyor.
Gelelim bu denklemin vitrinine konulmak istenen isme… Aytül Ekşiyan, bilindiği üzere daha önce CHP’den istifa etmiş ve mecliste bağımsız üye sıfatıyla oturmaya başlamış bir isimdir. Kulislerden aldığımız kuvvetli duyumlara göre Ekşiyan, bizzat istifa ettiği CHP’nin “bağımsız adayı” olarak sahneye sürülmektedir. İşin trajikomik yanı ise yine kulis bilgilerine göre Ekşiyan’ın henüz CHP üyeliğine dahi geri dönmemiş olmasıdır! Şimdi açıkça sormak gerekmez mi: Madem CHP’nin adayısınız, neden partiye geri dönmüyorsunuz?
Buradan kamuoyu adına açıkça soruyorum: Sayın Ekşiyan, aday mısınız? Aday iseniz hangi partinin adayısınız, yoksa bağımsız mısınız? Seçildiğiniz takdirde hangi partiye geçeceksiniz yahut bir partiye geçecek misiniz? İstifa edip resmî bağınızı kopardığınız bir partiye üye dahi olmadan, perde gerisinden o partinin adayı olarak pazarlanmak hangi siyasi ahlaka ve ciddiyete sığar?
Aynı şekilde CHP yönetimine de sormak gerekiyor: Partinizden istifa etmiş bir ismi yeniden aday olarak öne sürmek, mevcut meclis üyelerinizin bu görevi yapamayacağı anlamına mı geliyor? Kendi grubunuzda bu sorumluluğu üstlenebilecek, istifa eden birinden başka aday bulamadınız mı?
Kuşkusuz Aytül Ekşiyan samimi bir hayvanseverdir; Adalar’daki can dostlarımız ve sokak hayvanları için yürüttüğü özverili çalışmalar takdire şayandır. Özünde çok iyi, dürüst bir insan da olabilir. Ancak kişisel iyilik ya da hayvanseverlik, kamu yönetiminin gerektirdiği ehliyetin yerine geçemez; kapıya dayanan idari krizin önüne geçmeye de yetmez.
Şunun altını net çizelim: Siyasetin kadını, erkeği olmaz! Kamu adına görev yapmaya, halka hizmet etmeye ve ilçeyi yönetmeye talipseniz, her türlü meşru eleştiriyi de göğüsleyeceksiniz. Ekşiyan bir siyasetçi değildir; ne yerel yönetimin ağırlığını taşıyacak idari birikimi ne de bu sorumluluğu yüklenebilecek siyasi vizyonu vardır. Adalar, böylesine derin bir krizdeyken emanetçi formüllerle yönetilemez. Resmî kayıtlarda bağımsız durup sahada CHP adına çalışmak, Büyükada Anadolu Kulübü’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun masasında oturup vefa pozu vermek ve ardından kulislerde konuşulan Yeni Parti’ye transfer senaryolarına zemin hazırlamak siyaset ciddiyetiyle bağdaşmaz. Yeni Parti’ye geçer ya da geçmez; ne olursa olsun bu durum tablonun vahametini değiştirmeyecektir. Bu gayriresmî denklemin iş başına getirilmesi sorunları çözmeyecek, ilçeyi daha da derin bir çıkmaza sürükleyecektir.
Ünlü düşünür Niccolò Machiavelli yüzyıllar önce boşuna söylememiş: “Bir yöneticinin zekasını ve dirayetini anlamanın ilk ve en kestirme yolu, etrafına topladığı adamlara bakmaktır.”
Bugün mecliste yaşanan bu kepazeliğin, 4-4 eşitliklere sıkışan kura hesaplarının ve meclisin kilitlenmesinin tek bir baş sorumlusu vardır; o da cezaevinde bulunan Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’tır. Akpolat, yerel seçim öncesinde listeleri hazırlarken Adalar’a hizmet edebilecek ehil, donanımlı ve liyakatli insanları bilinçli olarak dışarıda bıraktı. Kendi kifayetsizliğini gölgeleyecek, her karara itirazsız el kaldıracak isimleri meclise taşıdı. Liyakat yerine itaati tercih etmenin ağır faturası bugün tüm Adalar halkına ödetilmektedir.
Şimdi birileri çıkıp “Ne yani, belediyeyi AK Parti mi alsın?” ezberine sarılacaktır. Benim derdim partiler değil; Adalar’ın hak ettiği liyakatle yönetilmesidir. Seçimden önce de bu tehlikelere dikkat çektiğim için savcılığa şikâyet edilmiştim; ancak zaman haklılığımızı bir kez daha tescilledi. Adalar’ı bu hâle getirenleri deşifre etmek gazetecilik namusunun gereğidir.
Akpolat’ın bu makama aday yapılmasında, dönemin CHP Genel Başkanı —şimdi ise Yeni Parti Genel Başkanı— Özgür Özel’in teyzesinin kızının başrolü oynadığına dair iddialar Adalar kulislerinde yüksek sesle konuşulmaktadır. Ahbap-çavuş ilişkileriyle kurulan bu düzen Adalar’ı felakete sürüklemiştir. Dün uyardığım gibi bugün de açıkça ifade ediyorum: Bu beceriksiz kadroların ve arkasındaki anlayışın iş başında kalması hâlinde durum zerre değişmeyecek, işler çok daha kötüye gidecektir. Benden söylemesi!