Bir Dönem Devrimiydi, Şimdi İskeleler Boş: İstanbul Deniz Otobüslerinin Hüzünlü Hikâyesi
2000’li yılların başında İstanbul’da deniz ulaşımı, sadece bir seyahat aracı değil; Adalar ile kent merkezi arasında kurulan tıkır tıkır işleyen, prestijli ve konforlu güvenli bir yaşam ritmiydi.
2000’li yılların başında İstanbul’da deniz ulaşımı, sadece bir seyahat aracı değil; Adalar ile kent merkezi arasında kurulan tıkır tıkır işleyen, prestijli ve konforlu güvenli bir yaşam ritmiydi.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Büyükada’nın Nizam ve Maden semtlerinden çıkan adalılar, günlük kıyafetleriyle yürüyerek deniz otobüsü iskelesine gelirlerdi. Güvenlikli, kapalı ve fırtına dışındaki tüm hava şartlarında yüksek hız sunan katamaran tipi deniz otobüsleri, yolcularını yalnızca 20 dakikada karşı kıyıya, Kabataş’a ulaştırırdı.
Kabataş’taki Şoförlü Araçlar ve Akşam Vapurunun Keyfi
O yıllarda henüz Taksim-Kabataş Füniküleri inşa edilmemişti. Kabataş İskelesi’nin çıkış kapısı, sabah saatlerinde kentin finans ve iş merkezlerine gidecek üst düzey yöneticileri bekleyen şoförlü siyah Mercedes’lerle dolup taşardı. İstanbul’un sermaye ve iş dünyası, Boğaz’ın trafiğine hiç takılmadan doğrudan mesailerine yetişirdi.
Akşam dönüşlerinde ise aceleye gerek yoktu. Günün yorgunluğunu geride bırakmak isteyen adalılar için Şehir Hatları vapurunun güvertesinde, Marmara’nın esintisi eşliğinde yapılan iki saatlik süzülüş, günün en huzurlu anına dönüşürdü.
Özelleştirme ve Kapanan Sayfalar
Ancak kent içi ulaşımda adeta altın çağını yaşayan bu sistem, İDO’nun (İstanbul Deniz Otobüsleri) özelleştirilmesi sürecinin ardından ciddi bir kabuk değişimi yaşadı. Akaryakıt fiyatlarındaki önlenemez artışlar, bakım ve yedek parça maliyetlerinin döviz bazlı olması ve işletmeci konsorsiyumun beklediği kârlılık oranlarına ulaşamaması, seferlerin birer birer aksamasına yol açtı.
Maliyet-kazanç dengesi tutmayınca önce sefer sayıları azaltıldı, ardından kârlı görülmeyen iç hatlar tamamen kapatıldı. Kamu hizmeti odaklı yaklaşımın yerini özel sektör kârlılığına bırakmasıyla birlikte, hız ve konfor üzerine kurulan bu ulaşım ağı sessizce tarih oldu.
Atıl İskeleler ve Çürümeye Terk Edilen Tekneler
Bugün gelinen noktada, zamanında milyonlarca dolarlık yatırımla filoya katılan ve milli servet niteliği taşıyan o hızlı deniz otobüslerinin bir kısmı Bostancı, Bakırköy veya çeşitli marinalarda sıra sıra dizilmiş halde çürümeye terk edilmiş durumda.
Büyükada’daki deniz otobüsü yanaşma iskelesi kapılarını tamamen kapatırken, Bostancı’daki devasa terminal binasının bir bölümü süpermarkete dönüştü. İstanbul gibi üç tarafı denizlerle çevrili ve trafik çilesiyle boğuşan bir metropolde, bir zamanlar hayatı kolaylaştıran bu güzelim servisin ve altyapının atıl kalması adalıların ve kent tarihçilerinin içini acıtmaya devam ediyor.
Mavi suların bu hızlı tanıklarının bir daha çalışıp çalışmayacağı belirsizliğini korurken, geride sadece nostaljik hatıralar ve “yazık oldu” dedirten boş iskeleler kaldı.
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.