Türkiye’de son yıllarda “kentsel dönüşüm” kavramı, deprem güvenliği gerekçesiyle sürekli gündeme geliyor
Türkiye’de son yıllarda “kentsel dönüşüm” kavramı, deprem güvenliği gerekçesiyle sürekli gündeme geliyor. Ancak uygulamalara bakıldığında kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşuyor. Gerçekten deprem riski taşıyan, temeli zayıf, mühendislik hizmeti almamış yapılar yıllardır yerinde dururken; özellikle yüksek arsa değeri taşıyan bölgelerdeki sağlam binaların yıkılarak yerlerine daha yüksek ve daha yoğun yapılar yapılması dikkat çekiyor.
İstanbul’un en değerli bölgelerinden biri olan Bağdat Caddesi bunun en çarpıcı örneklerinden biri haline geldi. Birçok eski apartman, yalnızca deprem riski nedeniyle değil; daha fazla kat, daha büyük daire ve daha yüksek ticari değer elde etmek amacıyla yıkılıp yeniden yapıldı. Bu süreç zamanla “deprem güvenliği” tartışmasının ötesine geçerek ciddi bir emlak ve rant dönüşümüne dönüştü.
Ancak aynı yaklaşımın tarihi ve kültürel miras alanlarında uygulanması mümkün değildir.
Büyükada ve genel olarak Adalar, sıradan bir yerleşim bölgesi değildir. Bölge; tarihi köşkleri, ahşap mimarisi, düşük yoğunluklu yerleşimi, doğal dokusu ve kültürel geçmişiyle korunması gereken özel bir sit alanıdır. Adalar, 1980’li yıllardan bu yana doğal ve tarihi sit statüsünde koruma altındadır. Bu nedenle bölgede uygulanması gereken yaklaşım klasik “yık-yap” anlayışı değil; koruma amaçlı restorasyon, bakım ve bilimsel güçlendirme çalışmalarıdır.
Koruma Amaçlı İmar Planları da Adalar’ın mevcut dokusunun korunmasını esas almaktadır. Yüksek katlı, yoğun betonarme yapılaşmalar; hem planlama ilkelerine hem de koruma kurulu kararlarına aykırı bir görüntü oluşturmaktadır. Bu nedenle Adalar’da uygulanacak her türlü müdahalenin yalnızca mühendislik açısından değil; kültürel miras, şehircilik ve çevre açısından da değerlendirilmesi gerekir.
Depreme karşı risk taşıyan tarihi yapılar elbette incelenmeli, gerekiyorsa taşıyıcı sistemleri güçlendirilmelidir. Temel iyileştirmeleri, ahşap taşıyıcı restorasyonları ve modern mühendislik yöntemleri kullanılabilir. Ancak bu süreç; mevcut yapıyı yıkıp yerine daha büyük betonarme bina yapmak anlamına gelemez. Çünkü Adalar’ın kimliği, tam da bugün hâlâ ayakta duran o özgün mimari dokudan kaynaklanmaktadır.
Son dönemde Büyükada sokaklarında artan hafriyat kamyonları, yoğun moloz taşımacılığı ve süregelen inşaat faaliyetleri ise vatandaşların dikkatini çekmektedir. Dar ada yollarında ağır araç trafiğinin artması, doğal olarak kamuoyunda şu soruyu gündeme getiriyor:
“Kamuoyunun bilmediği yeni bir kentsel dönüşüm süreci mi yürütülüyor?”
Yetkililer, bu çalışmaların önemli bölümünün kaçak yapıların temizlenmesi, mevcut yapıların restorasyonu veya mevzuata uygun güçlendirme faaliyetleri olduğunu ifade ediyor. Gerçekten de son dönemde bazı kaçak eklentiler ve ruhsatsız yapılaşmalar hakkında yıkım kararları uygulanmaktadır. Ancak süreç yeterince şeffaf yürütülmediğinde, kamuoyunda “rant odaklı dönüşüm” kaygılarının ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor.
Çünkü Adalar’da yaşayan insanlar yalnızca binaları değil; bir yaşam kültürünü, tarihi çevreyi ve kolektif hafızayı korumaya çalışıyor. Şeffaflık bu nedenle büyük önem taşıyor. Hangi yapılar için izin verildiği, hangi projelerin koruma kurullarından geçtiği, hangi çalışmaların restorasyon veya güçlendirme kapsamında olduğu açık biçimde paylaşılmalıdır.
Bu noktada belediyeler, koruma kurulları, meslek odaları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak denetimi kritik önem taşımaktadır. Sürecin yalnızca ekonomik değil; kültürel ve çevresel boyutlarıyla ele alınması gerekir.
Adalar’ın geleceği yoğun yapılaşmada değil, korunmuş tarihi dokudadır. Büyükada’nın değeri; yüksek beton bloklardan değil, ahşap köşklerinden, dar sokaklarından, insan ölçeğindeki mimarisinden ve doğal siluetinden gelmektedir. Betonlaşmış bir Büyükada, artık Büyükada olmaktan çıkar.
Uzun vadede turizm ekonomisi açısından da gerçek değer korumadadır. Dünyanın birçok tarihi kentinde olduğu gibi, kültürel mirasını koruyan bölgeler ekonomik olarak da sürdürülebilir hale gelir. Adalar’ın geleceği kısa vadeli rant projelerinde değil; bilimsel restorasyon, deprem güvenliği ve kültürel mirasın birlikte korunmasında yatmaktadır.
Adalar’da restorasyon olur.
Koruma olur.
Güçlendirme olur.
Ama “kentsel dönüşüm” adı altında yeni bir betonlaşma asla olmamalıdır.
Yazar: Haluk Direskeneli
Fotoğraf: Ada Gazetesi
Subscribe to get the latest posts sent to your email.