Büyükada’nın Sorunu Çöp Değil, Zihniyet
Dün sabah Kadıyoran’dan başlayarak Âşıklar Yolu üzerinden Lunapark’a, oradan da Aya Yorgi Tepesi’ne kadar yürüdüm.
Dün sabah Kadıyoran’dan başlayarak Âşıklar Yolu üzerinden Lunapark’a, oradan da Aya Yorgi Tepesi’ne kadar yürüdüm. Manzara her zamanki gibi büyüleyiciydi; çam kokusu, Marmara’nın mavisi, kuş sesleri… Ancak bu güzelliğin içinde insan eliyle yaratılmış üzücü görüntüler de vardı.
Yol boyunca bulunan bankların büyük bölümü kırılmış, tahrip edilmiş veya kullanılamaz hâle gelmişti. Oysa bu banklar yürüyüş yapanların birkaç dakika soluklanabilmesi için konulmuş ortak kullanım alanlarıdır. Kamu malını korumak yerine ona zarar vermek, aslında kendi yaşam kalitemizi düşürmektir.
Aya Yorgi yokuşu ise neredeyse baştan sona sigara izmaritleriyle kaplıydı. Daha da ilginç olanı, orman içindeki çöp kutularının yanına izmarit söndürme bölmeleri yerleştirilmiş olmasıydı. Bu iyi niyetli bir düşünce gibi görünse de, farkında olmadan yanlış bir mesaj veriyor: Sanki ormanda sigara içmek normalmiş, yeter ki izmaritinizi buraya atın…
Oysa doğru yaklaşım bunun tam tersidir. Ormanlık alana giriyorsanız sigara içmemelisiniz. Ateş yakmamalısınız. Piknik yapmamalısınız. Özellikle yaz aylarında en küçük bir ihmal bile telafisi mümkün olmayan yangınlara yol açabilir. Doğru davranış, riski yönetmek değil, riski hiç oluşturmamaktır.
Ağaç dallarına bağlanan dilek bezleri de artık doğal bir görüntünün parçası olmaktan çıkmış durumda. Bez bulamayanların plastik su şişesi etiketlerini bağladıklarını görmek ise işin vardığı noktayı gösteriyor. İnanç veya gelenek adına yapılan hiçbir davranış doğaya zarar verme hakkı vermez.
Yol boyunca “Çöp atmayınız”, “Doğayı koruyunuz” yazılı tabelalar bulunuyor. Ne yazık ki bunların tek başına yeterli olmadığı açıkça görülüyor. Sorun tabela eksikliği değil; kurallara uyma kültürünün yeterince gelişmemiş olmasıdır.
Üstelik ormanlık alanlara giriş yasağı bulunmasına rağmen hâlâ piknik yapan, ve çevreyi kirleterek ayrılan kişiler görülebiliyor. Yasakların yalnızca ilan edilmesi değil, etkin biçimde denetlenmesi de gerekiyor. Çevreyi kirleten, kamu malına zarar veren ve yangın riski oluşturan davranışların ciddi yaptırımlarla karşılaşması, hem doğayı hem de toplumun ortak yaşam alanlarını koruyacaktır.
Belki de en temel mesele çocukluktan başlayan eğitimdir. Kuralların, yalnızca yasak olduğu için değil, ortak yaşamı koruduğu için uygulanması gerektiğini öğretmek zorundayız. Medeniyet, denetim varken kurala uymak değil; kimsenin görmediği yerde de doğru olanı yapabilmektir.
Büyükada, yalnızca Adalar’ın değil, İstanbul’un en değerli doğal miraslarından biridir. Onu koruyacak olan ne daha fazla tabela ne de daha fazla çöp kutusudur. Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, ortak yaşam kültürünü benimsemiş, doğaya ve kamu malına saygı duyan bireyler yetiştirmektir.
Çünkü doğayı kirleten çöp değildir; onu kirletmeyi normal gören zihniyettir. Büyükada’nın gerçekten korunacağı gün, insanların “Bunu bana yasakladılar.” diye değil, “Bu benim ortak değerim.” diye düşündüğü gün olacaktır.
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.