Kıyı Kanunu Suda Boğuldu: Devletin Malına Çöküp Servetlerine Servet Katıyorlar!
İstanbullunun yaz aylarında nefes almak için ilk tercihi olan Prens Adaları, serinlemek isteyenleri fahiş fiyatlarla yakıyor.
İstanbullunun yaz aylarında nefes almak için ilk tercihi olan Prens Adaları, serinlemek isteyenleri fahiş fiyatlarla yakıyor. Kıyı Kanunu’nun açık hükümlerine rağmen halkın denize erişim hakkı işletmeler tarafından adeta gasp edilirken, giriş ücretleri 3 bin TL’ye kadar tırmandı. Avrupa ülkeleri kıyılarını anayasal güvenceyle halka açarken, Türkiye’de deniz; milletin malına “çöken” rantçıların, halkın sırtından haksız kazançla servetlerine servet kattığı bir lüks vitrinine dönüşmüş durumda.
İstanbul’da sıcak yaz günlerinde denize girmek, sıradan bir vatandaş için artık bir hafta sonu aktivitesi değil, ciddi bir finansal planlama gerektiren lüks bir eylem. Büyükada, Heybeliada ve Kınalıada’yı mesken tutan işletmeler, kıyıları parselleyerek vatandaşın denizle arasına adeta aşılmaz bir “gişe” kurdu.
Bir Şezlong, Bir Şemsiye, Sıfır Hizmet
Adalar’da şahıslar tarafından işletilen plajlara giriş ücretleri 700 TL’den başlıyor ancak bu rakam, sadece hafta içi ve tek bir işletme için geçerli olan bir “istisna”. Adalar genelinde standart tarifeler hafta içi 1.000 TL, hafta sonu ise 2.000 TL bandına oturmuş durumda. Üstelik bu fahiş rakamların karşılığında sunulan tek şey bir şezlong ve bir şemsiye. En ufak bir ikramın dahi yapılmadığı işletmelerde, bazı lüks konseptli otellerin plaj giriş ücreti kişi başı 3.000 TL’yi buluyor.
Vatandaşın cebine yönelik kuşatma sadece giriş gişesinde bitmiyor. İşletmelerin neredeyse tamamı dışarıdan yiyecek ve içecek getirilmesini yasaklayarak, misafirleri kendi kafe ve restoranlarındaki yüksek fiyatlı menülere mahkum ediyor. Dört kişilik bir ailenin yalnızca giriş, ulaşım ve en temel beslenme masrafları alt alta toplandığında ortaya çıkan tablo vahim: Asgari ücretli bir hanenin aylık bütçesinin çok ciddi bir kısmı, sadece bir günlük deniz sefasında eriyip gidiyor.
Milletin Yerine “Çöken” İşletmeler Servetlerine Servet Katıyor
İşletmelerin bu pervasız fiyatlandırma politikasının en trajik yanı ise tamamen hukuksuz bir zeminde yükselmesi. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 43. Maddesi ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu çok açıktır: “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.”
Kanuna göre hiç kimse vatandaşın kıyıya ulaşmasını engelleyemez ve kıyılar özel mülkiyete konu edilemez. Ancak Adalar’daki mevcut durumda kanun işlemiyor; tel örgüler, turnikeler ve şezlong duvarlarıyla halkın denize ücretsiz ulaşım hakkı fiilen gasp ediliyor. Devletin ve milletin ortak malı olan kıyılara adeta “çöken” bir avuç işletmeci, hiçbir yasal dayanağı olmayan bu işgalle doğrudan halkın cebine göz dikiyor. Millete ait olan doğal güzellikler üzerinden haksız para kazanan bu şahıslar, hiçbir kamusal bedel ödemeden kendi servetlerine servet katıyor. Kıyı şeridi, anayasal hakkını kullanmak isteyen vatandaşın değil, kamu arazisinden fütursuzca rant devşirenlerin tekelinde.
Avrupa Bu Sorunu Nasıl Çözüyor?
Türkiye’de milletin malı rant uğruna talan edilirken, Avrupa’da kıyıların halka ait olduğu gerçeği devlet güvencesi ve sivil toplum baskısıyla korunuyor.
Geçtiğimiz yıl komşu Yunanistan’da plaj işletmelerinin şezlonglarını denize sıfır noktasına kadar genişletip ücretsiz alan bırakmamasına karşı halk “Havlu Hareketi”ni başlattı. Binlerce kişi havlularını alıp işletmelerin işgal ettiği alanlara serdi. Sonuç? Yunanistan hükümeti geri adım atmak zorunda kaldı; plajların en az yüzde 50’sinin şezlongsuz, halka açık olması zorunluluğu getirildi ve kıyılar dronelerla denetlenerek işgalci işletmelere ağır cezalar kesildi.
İspanya’da kıyılar kesin ve tavizsiz bir şekilde kamu malıdır. Deniz kenarında hiçbir şekilde “özel plaj” statüsü oluşturulamaz. En lüks otelin önündeki kumsala dahi sıradan bir vatandaş gidip havlusunu serebilir ve kimse ondan ücret talep edemez.
Fransa’da kıyı şeridi devlete aittir. Özel plaj kulüplerine sadece geçici ve sınırlı imtiyazlar verilir. Ancak bu işletmeler dahi denize 3 ila 5 metre kala hiçbir yapı veya şezlong koyamaz; bu alan halkın ücretsiz geçişi ve kullanımı için boş bırakılmak zorundadır.
Sosyal Medya Ayakta, Yetkililer Nerede?
İstanbullular bu duruma sosyal medya üzerinden isyan ediyor. Şehrin dibindeki denize girmek için, milletin malına çöken işletmecilere haraç öder gibi para ödemek istemeyen vatandaşlar, yerel yönetimleri ve ilgili bakanlıkları göreve çağırıyor.
Avrupa’da anayasal haklar havlularla, eylemlerle ve devletin tavizsiz denetimleriyle korunurken; Türkiye’de milletin kıyılarının birilerine servet kapısı yapılmasına daha ne kadar göz yumulacağı merak konusu. İstanbul halkı lüks plajların değil, yasaların işletilmesini ve kendisinden çalınan denize yeniden kavuşmayı bekliyor.
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.