Yeni Parti Eski Düzenin Devamı Olmamalı

Türkiye  yeni bir siyaset ahlakına ihtiyaç duyuyor. Çünkü bu ülkede partiler çoğu zaman halka demokrasi vaat ederken, kendi içlerinde demokrasiyi işletmekte zorlanıyor.

Yeni Parti Eski Düzenin Devamı Olmamalı
Yayınlama: 07.07.2026
A+
A-

Türkiye  yeni bir siyaset ahlakına ihtiyaç duyuyor. Çünkü bu ülkede partiler çoğu zaman halka demokrasi vaat ederken, kendi içlerinde demokrasiyi işletmekte zorlanıyor. Üyenin iradesi yerine delegenin, delegenin iradesi yerine genel merkezin, genel merkezin iradesi yerine de dar bir çevrenin belirleyici olduğu bir siyaset düzeni yıllardır kendini yeniden üretiyor.

Bu nedenle Özgür Özel öncülüğünde yeni bir parti kurulacaksa, bu parti yalnızca CHP’den ayrılmış yeni bir tabela olmamalıdır. Asıl farkını parti içi demokrasi konusunda göstermelidir. Çünkü Türkiye’de demokratikleşmenin yolu yalnızca parlamentodan, sandıktan, meydanlardan değil, siyasi partilerin kendi iç düzeninden de geçmektedir. Aksi takdirde yeni parti eski alışkanlıkların yeni ambalajı olmaktan öteye geçemez.

Bir partinin gerçek karakterini tüzüğü gösterir. Tüzük, partinin anayasasıdır. Kimin söz sahibi olacağını, adayların nasıl belirleneceğini, örgütün nasıl işleyeceğini, paranın siyasete ne ölçüde nüfuz edeceğini tüzük belirler. Bu nedenle yeni kurulacak bir parti, daha ilk günden itibaren parti içi demokrasiyi güvence altına alan güçlü, açık ve bağlayıcı bir tüzükle yola çıkmalıdır. Tabela değil tüzük esastır.

Siyasi Partiler Kanunu’nun elverdiği en geniş ölçüde ön seçim esas alınmalıdır. Milletvekili adayları, belediye başkan adayları, il ve ilçe yöneticileri dar kadroların tercihiyle değil, üyelerin özgür iradesiyle belirlenmelidir. Parti içi tüm seçimlerde tüm üyelerin katılımı sağlanmalı ve çarşaf liste yöntemi temel kural haline getirilmelidir. Blok listeyle iradeyi sakatlayan, merkez yoklamasıyla örgütü devre dışı bırakan, delege sistemiyle üyeyi seyirciye dönüştüren anlayış artık geride bırakılmalıdır.

Türkiye siyasetinin en büyük hastalıklarından biri delege ağalığıdır. Delege sistemi, teoride temsiliyet aracıdır, pratikte ise çoğu zaman örgüt iradesini kontrol eden bir mekanizmaya dönüşmüştür. Birkaç yerel güç odağının belirlediği delegelerle binlerce üyenin iradesi bastırılmakta ve gömleğin yanlış iliklenen ilk düğme etkisi en tepeye kadar yürümektedir . Yeni kurulacak parti ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundadır.

Delege sisteminden vaz geçilirken parti üyeliği de ciddiye alınmalıdır. Kitle partisi olmak, rastgele ve denetimsiz üye yığmak anlamına gelmemelidir. Elbette parti toplumun bütün kesimlerine açık olmalıdır. İşçiye, çiftçiye, emekliye, gence, kadına, esnafa, aydına, kentliye, köylüye kapısını açmalıdır. Ancak üyelik yalnızca bir form doldurma işlemi olmamalıdır.

Parti çalışmalarına katılmayan, parti programını ve tüzüğünü asgari düzeyde öğrenmeyen, temel siyasal eğitimlerden geçmeyen üyeler aktif karar süreçlerinde belirleyici olmamalıdır. Böyle üyeler pasif üye statüsünde kabul edilebilir. Ön seçimlerde ve parti içi seçimlerde oy kullanma hakkı, belirli bir katılım ve parti içi eğitim şartına bağlanabilir. Bu yaklaşım üyeyi dışlamak için değil, üyeliği anlamlı ve bilinçli hale getirmek için gereklidir.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da aşiret reislerinin, köy ağalarının ve yerel nüfuz sahiplerinin toplu üye yazdırma yoluyla partiler üzerinde hegemonya kurmasının önüne geçilmelidir. Bu yalnızca bölgesel bir sorun da değildir. Türkiye’nin birçok yerinde benzer ilişkiler, parti örgütlerini halkın değil güçlü kişilerin kontrol alanına dönüştürmektedir. Yeni parti, bu yapıları kırmak istiyorsa üyelik hukukunu baştan sağlam kurmalıdır.

Aynı şekilde aile egemenliğine de izin verilmemelidir. Aynı aileden kişilerin aynı anda benzer ve birbirini besleyen görevlerde bulunmasının önü kesilmelidir. Bir kişinin milletvekili, eşinin belediye başkanı, kardeşinin il başkanı, yakın akrabasının belediye meclis üyesi olduğu yapılarda kamu yararı ile aile çıkarı arasındaki sınır bulanıklaşır. Siyaset, aile şirketi gibi yönetilemez.

Parti finansmanı da en az aday belirleme kadar önemlidir. Parayı verenin düdüğü çaldığı bir siyaset düzeninde gerçek demokrasi kurulamaz. Parti bağışları sınırlı, şeffaf ve sıkı biçimde denetlenebilir olmalıdır. Müteahhitlerin, rant çevrelerinin, büyük sermaye gruplarının veya yerel para babalarının partiyi finanse ederek aday listelerini ve karar süreçlerini etkilemesine izin verilmemelidir. Bir parti, kasasını kimlere açtığıyla da karakterini belli eder.

Evet yeni parti kitle partisi olmalıdır; ancak geçmişte yapılan “dört eğilim” yanlışına düşmemelidir. Herkesi memnun etmeye çalışan, ilkelerini belirsizleştiren, sağa ve sola aynı anda göz kırpan, ideolojik omurgasını silikleştiren bir anlayış Türkiye’ye umut veremez. Kitle partisi olmak, ilkesiz olmak değildir. Geniş toplum kesimlerine ulaşmak ile siyasal kimliğini bulanıklaştırmak aynı şey değildir.

Bu parti, Atatürk devrim ve ilkelerinin açık savunucusu olmalıdır. Çağdaş, laik Cumhuriyet fikrini yalnızca anma günlerinde değil; eğitimde, hukukta, kadın haklarında, kamusal yaşamda ve bilimsel düşüncede kararlılıkla savunmalıdır. Aynı zamanda evrensel sol değerlere saygılı, emeği merkeze alan, sosyal adaleti önceleyen, özgürlükçü ve halkçı bir çizgiye sahip olmalıdır. En önemlisi ‘’bağımsızlık benim karakterimdir’’ diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde üniter devlet anlayışını savunmalıdır.

Bugünün Türkiye’sinde en ağır sorunlardan biri ekonomik adaletsizliktir. Şehirde işçi, emekçi, asgari ücretli ve güvencesiz çalışan geniş kitleler geçim mücadelesi vermektedir. Köyde çiftçi üretim maliyetleri altında ezilmekte, toprağından kopmakta, ithalat politikaları karşısında yalnız kalmaktadır. Emekliler, yıllarca çalıştıktan sonra insani yaşam koşullarından uzak bir gelire mahkûm edilmektedir. Yeni parti, ekonomiyi yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, insan onuruyla birlikte düşünmelidir.

Gençlik meselesi de artık ertelenemez bir toplumsal krizdir. Türkiye’de milyonlarca genç eğitimde, istihdamda ve sosyal hayatta kendisine yer bulamamaktadır. “Ev genci” diye tarif edilen geniş bir kuşak, işsizlik, gelecek kaygısı ve umutsuzluk nedeniyle toplumsal hayattan çekilmektedir. Yeni parti, bu gençleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamamalı; onları karar süreçlerinin asli öznesi haline getirmelidir.

Toplumda büyüyen sosyoekonomik uçurum yalnızca yoksulluk üretmiyor; aynı zamanda sosyal çürümeyi de derinleştiriyor. Bir yanda lüks, gösteriş, rant ve imtiyaz; diğer yanda borç, geçim sıkıntısı, dışlanmışlık ve umutsuzluk var. Bu fark büyüdükçe ortak yurttaşlık duygusu zayıflıyor. İnsanlar birbirine, kurumlara ve siyasete olan güvenini kaybediyor. Yeni parti, bu çürümeye karşı ahlaki, ekonomik ve kurumsal bir onarım programı ortaya koymalıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca iktidar değişimi değildir. Türkiye’nin ihtiyacı siyaset yapma biçiminin değişmesidir. Bunun ilk sınavı da partilerin kendi içindedir. Üyesine güvenmeyen bir parti halka güven veremez. Kendi adayını demokratik biçimde belirlemeyen bir parti ülkeye demokrasi getiremez. Kendi parasını şeffaf biçimde yönetmeyen bir parti temiz yönetim vaat edemez.

Yeni parti, yalnızca CHP’den farklı olduğu için değil; Türkiye’de parti içi demokrasiyi gerçekten tesis ettiği için anlamlı olabilir.

Aksi halde tabela değişir, düzen değişmez.

AVNİ KURTULDU/ ADALAR CHP ESKİ İLÇE BAŞKANI


Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Yorum Yazın

Yorum yapın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.