1921 Maskesi, 2026 Hesabı
Türkiye’nin önüne bu kez çerçevelenmiş bir “açılım” paketi konuluyor. Çerçeve 1924 anayasasına YETMEZ ama 1921 kuruluş maddelerine EVET diyor. Peki soralım: 1921 gerçekten bir “demokrasi manifestosu” mu, yoksa bugünün iktidar aklı için esnetilebilir bir zemin mi?
Zira mesele artık sadece çerçevelenmiş açılım meselesi değil. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgası meselesi. 1921’e atıf, “tarihle barışmak” değil; çok kolay biçimde 1923 Cumhuriyetini, Lozan’ın denge siyasetini, laikliği ve üniter yapıyı pazarlık masasına itmek anlamına gelebilir.
1921 Anayasası’nın siyasal mantığı açıktır: Yasama ve yürütme Meclis’te toplanır. Savaş koşullarında, olağanüstü bir dönemin metnidir. Kısa, gevşek, “yumuşak” bir çerçevedir. Bugün bu metni parlatanlar, ülkeye şunu söylüyor: Güçler ayrılığı şart değil.
E iyi de… Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı en büyük sorun neydi? Denge-denetimin zayıflaması, kurumların erimesi, kararların dar bir alanda birikmesi değil miydi? Bugün “1921” güzellemesiyle açılan kapının ardında, “Meclis” tabelası asılı görünse bile, fiiliyatta güçler birliğinin adresi yine aynı yere çıkarsa şaşırmayın.
Bugün yürürlükte olan anayasa, “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” der. “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” der. Bu cümleler, birer süs değildir; bir ülkenin yaşam sigortasıdır.
Adına ister süreç deyin, ister açılım deyin ister ÇERÇEVE deyin Türkiye’de geçmiş tecrübelerden kalan bir hafıza var. Süreçler çoğu zaman şeffaf değil, hedefler net değil, sınırlar belirsiz. Bu belirsizlikte en çok zarar gören şey de toplumsal güvendir. Güven gidince de geriye yalnızca kutuplaşma kalır.
Lozan Çerçevesi Ne Olacak?
Bu arada kimse çıkıp “Lozan’ı reddettik” demez. Zaten kimse böyle söyleyerek siyaset yapmaz. Reddetmenin modern biçimi şudur: Lozan’ın kurduğu çerçeveyi fiilen anlamsızlaştırmak. Kurucu dengeyi adım adım aşındırmak. Üniter yapıyı “esnetilebilir”, laikliği “yorumlanabilir”, kurumları “revize edilebilir” bir alana taşımak.
Milletin yüreğine altın varaklı çerçeve içinde “bölünmüş Türkiye” haritası korkusu düşerse, o korkunun faturası EVET’çilerin hanesine yazılır. YETMEZ’ciler ise her zamanki gibi sırra kadem basar.
Terörle mücadele sürecinde 50 bin şehit ve heba edilen 2 trilyon doları örtecekse bir ÇERÇEVE, ülkede ne cam kalır ne çerçeve.
Siyaset böyle acımasızdır: Niyet değil, algı ve sonuç konuşur
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.