Ada’da Bir Perşembe Ritüeli:Sadelikte Saklı Hayat
Büyükada’da perşembe günleri denince akla gelen ilk resim, adanın kendi ritmine bürünen semt pazarıdır. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, henüz sokaklar tam anlamıyla uyanmamışken pazarın yolu tutulur. Serin sabah havasında tezgâhlar birer birer açılır; taze sebzeler, meyveler yerlerini alır. Satıcıların tatlı telaşı ve ilk müşterilerin sessiz adımlarıyla pazarın kendine özgü o tanıdık atmosferi kurulur.
Günümüz geleneksel pazarlarında bile artık dijitalleşmenin izlerini görmek mümkün. Yanında yeterince nakit bulundurmayanlar için POS cihazı gezdiren pazarcılar, alışverişin değişen çehresini gösterir. Ancak ne kadar modernleşirse modernleşsin, pazar yeri her şeyden önce bir damak tadı ve memleket özlemi meydanıdır.
Öyle ki, tezgâhlarda ışıl ışıl parlayan domatesler bile kimi zaman beklentiyi karşılamaz. Anadolu’nun —mesela Ayaş’ın— o sulu, ince kabuklu, kokusu etrafa yayılan domateslerine alışkın olanlar için adadaki sert domatesler sadece görsel bir şölenden ibaret kalır. Öte yandan tezgâhlardaki fiyatlar da günümüz hayat şartlarının aynasıdır; kilosu 500 lirayı bulan bamyanın yanından sadece bakılarak geçilir, ama maydanoz, limon, patlıcan, pazı, semiz otu, havuç ve taze salatalıklar hemen torbalara girer.
Pazar telaşının ardından fırının önünde içilen sıcak bir çay ve taze simit, günün en mütevazı ama en doyurucu anına dönüşür. Bir yandan ada içi market alışverişleri tamamlanır, alınanlar servis araçlarına teslim edilir; diğer yandan Araba Meydanı’nda Nizam, Maden, Tepeköy’e çıkacak Adabüs beklenir. Pazar çıkışında semtlere servis vardır. İsteyen onlara biner.
Evlere dönülüp poşetler yerlerine yerleştirildiğinde, adadaki bir perşembe sabahı da yerini öğle saatlerinin dinginliğine bırakır.
Böyle günlerde gözden kaçmayan bir diğer detay ise kâğıt gazete alışkanlığıdır. Ekranlardan haber okumanın hızı ve kolaylığı ortadayken, arada bir eline kâğıt gazeteyi alıp sayfalarını çevirmek, kâğıt kokusunu duymak hâlâ ayrı bir zevktir. Dijital çağın baş döndürücü hızına direnen bu küçük alışkanlık, geçmişle bugün arasında kurulan sessiz bir köprü gibidir.
Büyükada’da sıradan bir perşembe; pazarın renkleri, simit-çay ikilisi, market telası ve gazete sayfaları arasında akar gider. Hayat, aslında büyük olaylardan değil, tam da bu küçük günlük ayrıntılardan oluşur. Sabahın erken saatinde taze bir salatalık bulabilmenin sevinci, tanıdık bir fırının önünde soluklanmak ve günün sonunda köşeye çekilip gazete okumak…
Büyükada’da yaşamın asıl güzelliği belki de bu sadelikte saklıdır. Büyük beklentilerin, şaşaalı planların ötesinde; sıradan bir günün küçük işleri, sessiz zevkleri ve kendi içinde barındırdığı o huzurlu ritim… Hayatın gerçek tadı bazen tam da burada, bu gösterişsiz anlarda gizlidir.
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.