İstanbul’un en önemli kültürel ve tarihi miraslarından biri olan Büyükada, son yıllarda kontrolsüzce büyüyen yeme-içme sektörü nedeniyle ciddi bir mekânsal kimlik erozyonuyla karşı karşıya.
İstanbul’un en önemli kültürel ve tarihi miraslarından biri olan Büyükada, son yıllarda kontrolsüzce büyüyen yeme-içme sektörü nedeniyle ciddi bir mekânsal kimlik erozyonuyla karşı karşıya. Özellikle adanın kalbi sayılan Saat Meydanı ve çevresinde mantar gibi çoğalan kebapçı, köfteci ve dönerci salonları, yarattığı görsel kaos ve koku kirliliğiyle özgün ada dokusuna ağır bir darbe vuruyor. Yaz aylarında “kısa sürede yüksek kazanç” elde etme dürtüsüyle hareket eden işletmeler, adayı asırlık estetik değerlerinden kopararak sıradan bir panayır yerine dönüştürüyor.
KÜLTÜRELVE TARİHİ MİRASIN TİCARİLEŞME KISKACI
Prens Adaları’nın en büyüğü ve simgesi olan Büyükada; tarihi köşkleri, neoklasik mimarisi, dingin sokakları ve kendine has kültürel mozaikleriyle sakinliğin, zarafetin ve dinlenmenin sembolü olmuştur. Ancak son dönemde ada genelinde, özellikle de merkez bölgelerde gözlemlenen hızlı ticarileşme hamleleri bu tarihi mirası geri dönülemez bir yıkımın eşiğine getirmektedir. Günübirlik turizmin getirdiği yoğun talebi kısa vadeli bir ranta çevirmek isteyen anlayış, adanın asırlık kültürel birikimini ve dokusunu hiçe saymaktadır. Adanın çok kültürlü geçmişini yansıtan özgün mutfak kültürü ve zengin gastronomi kimliği, yerini hızla tek tipleşmiş, seri üretim yapan ızgara ve kebap zinciri mantığına bırakmaktadır. Bu durum, adanın tarihsel derinliğini ve elit sayfiye yeri karakterini tamamen eritmektedir
MEKÂNSAL PLANLAMA EKSİKLİĞİ VE ESTETİK KİRLİLİK
Mekânsal planlama ilkelerinin ve estetik denetimlerin göz ardı edilmesi, Büyükada Saat Meydanı’nı tam bir görsel kaosa sürüklemiştir. Meydana açılan caddelerde yan yana sıralanan devasa, ışıklı ve uyumsuz tabelalar; yaya yollarını ve bisiklet hatlarını bütünüyle işgal eden masa, sandalye ve menü panoları adadaki kentsel yaşam kalitesini sabote etmektedir. Tarihi binaların zemin katlarına konuşlanan bu işletmeler, mimari cepheleri niteliksiz plastik tenteler ve naylon brandalarla kapatarak adeta bir görsel kirlilik kalkanı oluşturmaktadır. Estetikten uzak bu mimari müdahalelerin yanı sıra, özellikle yaz aylarında tavan yapan baca dumanları ve ağır yağ kokuları, simgesel Saat Kulesi’nin etrafındaki havayı solunamaz hale getirmekte ve kamusal alanı bir açık hava yemek katına (food court) indirgemektedir
GÖRSEL VERI VE SAHA TESPITI ANALIZI
Yapılan saha incelemelerinde ve kayıt altına alınan görsel verilerde; Saat Meydanı aksında yürüyen yoğun yaya ve bisikletli nüfusunun, caddelerin her iki tarafını tamamen kaplayan “Köfte, İskender, Kebap, Balık”, “Pizza, Hamburger, Makarna” ve “Fish n Chips” tabelalarının baskısı altında kaldığı açıkça görülmektedir. Tarihi Saat Kulesi’nin hemen yanı başında konumlanan dükkanların cephe ve tabela düzensizliği, adanın geleneksel sivil mimari karakteriyle tamamen tezat oluşturmakta ve mekânsal kaosun boyutlarını gözler önüne sermektedir
SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM VE ADA KİMLİĞİNİN GELECEĞİ
Mekânsal kimliğin bu denli hızlı erimesi, sadece ada sakinlerinin yaşam alanlarını daraltmakla kalmayıp, Büyükada’nın asıl ruhunu deneyimlemek için gelen nitelikli ve korumacı ziyaretçi profilini de bölgeden uzaklaştırmaktadır. Kent estetiği uzmanları, mimarlar ve ada koruma dernekleri; Saat Meydanı’nın alelade bir ticari pazar yeri değil, kamusal, tarihi ve toplumsal bir hafıza mekânı olarak korunması gerektiğinin altını önemle çizmektedir. Yerel yönetimlerin, belediyelerin ve anıtlar kurulunun acilen ortak bir vizyonla devreye girmesi gerekmektedir. Adanın taşıma kapasitesini dikkate alan sürdürülebilir bir turizm master planının yapılması, katı cephe ve tek tip tabela yönetmeliklerinin uygulanması, kamusal alan işgallerinin kesin olarak önlenmesi Büyükada’nın geleceği için hayati bir zorunluluktur. Aksi takdirde, dumanlar ve rant hırsı altında boğulan Büyükada, geleceğe sadece geçmişinden koparılmış bir mekân enkazı devredecektir
Subscribe to get the latest posts sent to your email.