Büyükada’nın Göksel Korosu ve Kanatlı Misafirleri
Büyükada’da gün, yalnızca saatlerin akışıyla değil, seslerin ve kanatların değişen ritmiyle de ilerler. Gecenin ilk saatlerinde cırcır böceklerinin hiç dinmeyen ezgisi adaya hâkim olur
Büyükada’da gün, yalnızca saatlerin akışıyla değil, seslerin ve kanatların değişen ritmiyle de ilerler. Gecenin ilk saatlerinde cırcır böceklerinin hiç dinmeyen ezgisi adaya hâkim olur. Aralara serçelerin, ispinozların ve diğer küçük ötücü kuşların sesleri karışır. Gece derinleştikçe bu sesler yerini dingin bir sessizliğe bırakır.
Sabaha karşı ezanla birlikte gökyüzü yeniden canlanır. Martıların keskin çığlıkları, Büyükada’nın sabahının en belirgin sesidir. İlkbahar sonundan yaz boyunca martılar ile kargalar arasında adeta görünmez bir hava hâkimiyeti mücadelesi yaşanır. Bazı yıllar kargalar daha baskın görünürken, bazı yıllarda martılar gökyüzünü tamamen sahiplenir. Gün doğumundan hemen önce yükselen bu yoğun kuş korosu, yalnızca işitilen bir ses değil, adeta gökyüzünde izlenen canlı bir doğa gösterisidir. Güneş yükseldikçe ise hareket yavaşlar; sabahın telaşı sona erer ve ada yeniden sakinliğine kavuşur.
Büyükada’nın gökyüzündeki en etkileyici sahneler, ilkbahar ve sonbahar göç dönemlerinde yaşanır. İstanbul Boğazı ve Adalar hattı, Avrupa ile Afrika arasındaki en önemli kuş göç koridorlarından biridir. Özellikle ak leylekler, Karadeniz’i doğrudan aşmak yerine yükselen sıcak hava akımlarını kullanabilecekleri bu dar kara ve ada hattını izleyerek dünyanın en yoğun göçlerinden birini gerçekleştirir. Uygun hava koşullarında binlerce leylek, gökyüzünü dolduran dev sürüler hâlinde Büyükada’nın üzerinden geçer.
Göç sırasında bazı sürüler, özellikle İsa tepesi, Yücetepe ve Aya Yorgi çevresindeki ormanlık alanlarda kısa süreli dinlenme molası verir. Geceyi burada geçiren kuşlar, sabah güneşinin toprağı ısıtmasıyla oluşan termal hava akımlarını bekler. Öğle saatlerine doğru yükselen bu görünmez hava sütunlarına tutunarak kanat çırpmadan süzülür ve yolculuklarını Trakya, Anadolu ve ardından Orta Doğu ile Afrika yönünde sürdürürler.
Flamingoların göçü ise farklı bir güzellik sunar. Flamingolar genellikle Büyükada tepelerine konmaz; daha çok Marmara Denizi üzerinde veya adaların açıklarından, deniz seviyesine yakın rotalarda uçarlar. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda, İstanbul’un Tuzla, Büyükçekmece ve Küçükçekmece lagünleri gibi sulak alanlarına gidip gelirken, ada semalarında beliren pembe siluetleri görenler için unutulmaz bir manzara oluştururlar. Uzakta dizilmiş zarif pembe kanatlar, Marmara’nın mavisiyle birleşerek eşsiz bir doğa tablosu yaratır.
Büyükada’nın kuş yaşamı bunlarla sınırlı değildir. Martılar, kargalar, kumrular, güvercinler, saksağanlar, ispinozlar, serçeler, ağaçkakanlar, ebabiller ve mevsimine göre uğrayan çok sayıda göçmen tür, adanın zengin ekosisteminin sessiz sakinleridir. Her biri, adanın dört mevsim değişen doğal ritmine kendi sesi ve hareketiyle katkıda bulunur.
Büyükada’nın gerçek zenginliği yalnızca tarihi köşklerinde, çam ormanlarında ya da deniz manzarasında değil; her gün gökyüzünde yazılıp akşam silinen bu görünmez kanat hikâyelerindedir. Bir sabah erkenden durup gökyüzünü izleyen herkes, Adalar’ın aslında yalnızca insanların değil, binlerce kilometrelik yolculuklar yapan kuşların da vazgeçilmez durağı olduğunu fark edecektir.
Ada Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.