Neden Hep Büyükada’yı Yazıyorum?
Okurlardan zaman zaman aynı soruyu alıyorum:
“Hocam, neden hep Büyükada’yı yazıyorsunuz? Diğer adalar yok mu?”
Var elbette. Hem de çok güzel adalarımız var.
Heybeliada’yı çok seviyorum. Burgazada’nın sakinliği ve samimiyeti, Kınalıada’nın kendine özgü havası hoşuma gidiyor. Fırsat buldukça onları da yazıyorum.
Ama benim yerim, yurdum Büyükada.
Ben burada yaşıyorum. Sabah sokağa çıktığımda insanları, çarşıyı, esnafı, vapurdan inenleri, değişen mevsimleri ve günlük hayatın küçük ayrıntılarını görüyorum. Dolayısıyla yazacaklarım da doğal olarak Büyükada’dan çıkıyor.
Perşembe Pazarı
Bugün perşembe sabahı erkenden Semt Pazarı’na gittim. Ortalık sakindi. Pazarın dört koridoru var. Ben önce orta koridorları dolaşır, fiyatlara bakarım; mümkün olduğunca hemen alışveriş yapmam. Sonra tekrar dolaşıp alacaklarımı toparlarım.
Bugün salatalık, havuç, pazı, semizotu, dereotu, maydanoz, marul, limon ve yarım kilo bamya aldım. Geçen hafta kilosu 500 lira olan Yalova bamyası bu hafta 300 liraya düşmüş. Meğer satılmamış, tezgahta kalmış.
Yanımda bir hanımefendi bir kilo bamya aldı. “Bir kilo bamyayı nasıl ayıklayacaksınız?” diye sordum. “Kış hazırlığı yapıyorum,” dedi.
Şeftali ve çekirdeksiz üzüm de aldım. Bir kilo üzüm istedim, pazarcı iki kilo verdi.
“Sevdim seni abi,” dedi.
Fiyatı ise değiştirmedi!
Bir başka pazarcıyla da sohbet ettik. Manisa’da askerlik yapmış. “Piyade devre arkadaşım,” deyince pek sevindi. Sivri biber ve dolmalık biber aldım.
Pazar gerçekten ucuz mu?
Her zaman değil. Bazı ürünler marketten ucuz, bazıları ise market fiyatına yakın. Ama pazarda ürünleri görerek, seçerek alıyorsunuz. Üstelik satıcıyla konuşuyorsunuz. Marketlerde rafların arasında dolaşıyorsunuz; pazarda ise insanların arasında.
Alışverişten önce nakit param olmadığını fark edip ATM’den para çektim. Pazarcıların çoğu POS kullanıyor ama nakit parayı daha çok seviyorlar; komisyon ödemiyorlar.
Alışveriş bitince araba meydanından Tepeköy otobüsüne bindim. Otobüs ortaokul öğretmenleriyle doluydu. Genç öğretmenler birbirlerine “Hocam” ve “Müdürüm” diye hitap ediyorlardı.
Sonra eve yürüdüm, aldıklarımı yerlerine koydum.
İşte Büyükada benim için böyle.
Bazen bir pazar alışverişi, bazen bir otobüs yolculuğu, bazen bir esnaf sohbeti…
Bunların hepsi adanın günlük hayatının küçük hikâyeleri.
Diğer adaları da seviyorum. Ama insan en iyi bildiği yeri anlatır.
Benim en iyi bildiğim yer Büyükada.
Çünkü ben Büyükada’dayım.
Ve burada yaşadığım sürece Büyükada’yı yazmaya devam edeceğim.
Bazen bir sokağı, bazen bir vapuru, bazen bir pazarı…
Çünkü bazen yarım kilo bamya bile koca bir ada hikâyesi anlatabilir.