Mevsimler Çekildiğinde Büyükada’nın Kendi İçi

Yayınlama: 29.08.2026
A+
A-

Dün gece yarısından sonra şimşekler çaktı, sağanak yağmur başladı. Birkaç saat içinde hava değişti. Sanki yaz bir gecede sona erdi, sonbahar kapıyı çaldı.

Sabah kalktığımızda bulutlar dağılmış, gökyüzü açılmıştı. Ama yağmurun izleri hâlâ ortadaydı. Yollarda su birikintileri, ıslak kaldırımlar, balkonda yağmura yakalanmış çamaşırlar… Çamaşırları kurutup topladık. Mevsim dönüyor.

Büyükada’da mevsim değişikliğini İstanbul’dan daha farklı hissedersiniz. İstanbul’un hemen karşısında, Marmara’nın üzerinde duran Büyükada —eski adıyla Prinkipo— yazın başka, sonbaharda başka bir adadır.

Yaz aylarında vapurlar dolup taşar. Sahil, çarşı ve meydan kalabalıklaşır. Bisikletler, elektrikli araçlar, günübirlikçiler ve turistler adanın ritmini değiştirir. Büyükada, birkaç aylığına İstanbul’un denizle ayrılmış hareketli bir uzantısına dönüşür.

Sonra yaz çekilir. Günübirlikçiler son motor ve vapurlarla İstanbul’a döner. Kafelerin sandalyeleri azalır. Sokaklardaki ayak sesleri seyrekleşir. Ada, yaz boyunca üzerine giydiği kalabalık elbisesini çıkarır.

İşte o zaman gerçek Büyükada ortaya çıkar.
Ada sakinleri yeniden görünür. Sabahın erken saatlerinde fırından ekmek alan, alışveriş fileleriyle sokaklarda yürüyen, birbirini tanıyan insanların küçük dünyası yeniden kurulur.

Bir kedi kaldırımın kenarında güneşlenir.
Açık bir pencereden eski bir şarkı duyulur.
Deniz kokusu sokaklara karışır.
Hayat yavaşlar.

Büyükada’nın bu sessizliği yeni değildir. Adalar yüzyıllardır İstanbul’un kalabalığından uzaklaşmak isteyenlerin, sürgünlerin ve sanatçıların uğrak yeri olmuştur. 1929’da Büyükada’ya gelen Leon Troçki bunun en bilinen örneklerinden biridir.

Adanın tepesindeki dev ahşap Rum Yetimhanesi de geçmişin sessiz tanıklarından biridir. Bugün boş koridorlarında dolaşan rüzgâr, bir zamanlar burada yaşanan hareketli hayatı hatırlatır.

Akşam olduğunda karşı kıyıda İstanbul’un ışıkları yanar.

Uzakta milyonlarca insanın yaşadığı, hiç durmayan bir şehir vardır. Büyükada ise yavaş yavaş kendi içine çekilir.

Birkaç ayını bu adada geçirmiş biri olarak bilirim: Ada sessizleştiğinde insan kendi sesini daha fazla duyar. Dışarıdaki hayat küçüldükçe insanın iç dünyası büyür.

Belki Büyükada’nın asıl güzelliği de budur.
Yaz kalabalıkları çekildiğinde ada yalnızca tenhalaşmaz; kendisine geri döner.

Şimdi önümüzde sonbahar var.
Dün geceki yağmur belki sıradan bir yaz sağanağıydı. Ama sabah yerde kalan sular, ıslak yollar ve serinleyen hava bize başka bir şeyi hatırlattı:

Mevsim dönüyor.
Kalabalıklar çekilecek. Gürültü azalacak. Büyükada yeniden kendi sesini duyuracak.

Ve belki bir sabah sokak başında elinde taze ekmeği ve gazetesiyle yürüyen bir ada sakiniyle karşılaşacağız.

Kim olduğunu bilmeyeceğiz.
Ama onun, kalabalıklar çekildiğinde ortaya çıkan gerçek Büyükada’nın bir parçası olduğunu anlayacağız.

Çünkü Büyükada’nın en güzel hâli, kimsenin acele etmediği, İstanbul’un ışıklarının uzaktan göründüğü ve adanın yalnızca kendi sesinin duyulduğu o sakin, biraz da melankolik zamanlardır.

1   |  2
mevsimler-cekildiginde-buyukadanin-kendi-ici.html-1
Mevsimler Çekildiğinde Büyükada’nın Kendi İçi
Mevsimler Çekildiğinde Büyükada’nın Kendi İçi
2   |  2
mevsimler-cekildiginde-buyukadanin-kendi-ici.html
Mevsimler Çekildiğinde Büyükada’nın Kendi İçi
Mevsimler Çekildiğinde Büyükada’nın Kendi İçi

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.